Yarım Yamalak

En çok da şu günlerde kendimden ne beklediğimi soruyorum. Belki koltuğumun altına aldığım sorumluluklarım buradan ayaklanıp giderken izlemekten ürküyorum. Belki de ayaklanıp gitmeleri için olağan gücümle kendimle savaşıyorum. İnsan kendisiyle savaşmaya başladığı vakit her türlü yenilgiye uğruyor. İster kazansın, ister kaybetsin sonuçta hep hüsrana uğruyorsun. Ne önemi var bu saatten sonra diğerlerinin?

Kırıklıkların, sancıların, yalanların, öfkelerin, ihanetlerin, mutlulukların ve yalnızlıkların… Hepsi tam burada avuçlarımda birikirken umutlarımı kanatıyor. Bir kenara bırakmaya çalıştığım ne varsa karşıma dikiliyor hesap soruyor Halbuki ben sadece dondurma istemiştim, üzerinde de fıstık. Bu kadar zor olmamalıydı hiçbir şey hayatlarımızda.

Günlerdir evin temizliğiydi, koşuşturmasıydı, yerleşmeydi derken günlerce yoğun ve tempolu bir halde şu ana kadar geldim. Yetmedi abuk sabuk bir dizinin sezon finaline kadar oturdum birkaç günde bitirdim. Başka hiçbir şey yapmadım. Ne kendimi tam olarak ait hissettim ne de fazla…

Kendime ait yaptığım ne varsa sanki şimdi hepsi başkasına aitmiş gibi hissediyorum. Sanki daha öncesinde benim yaptıklarım, benim gittiğim yerler değil hatta sanki bana bakan o çift gözler sanki benim arkadaşım değil. Ahh, ne büyük budalalık. Her şey döndüğümüz gibi olduğu gibi tüm acılarıyla tüm güzellikleriyle duruyor.

Yeni sezonun planını tam olarak yapmamakla beraber kendimi çok fazla yormak istemiyorum. Tamam fiziksel olarak yine üst noktaya kadar zorlamak istesem de en azından beynim böyle Ege’de yüzüyor, güneşleniyor, şarabını yudumluyor ve gün batımında uyukluyor olsun istiyorum. Bu aralar böyle diye diye Ege’ye birkaç günlüğüne kaçmazsam iyidir. Daha döneme yeni başlarken bir an önce bu senenin bitmesini istiyorum. Yine dengem alt üst olmuş vaziyette.

Haftaya diyorum, haftaya çok şey değişecek.

Bekliyorum sessizce.

Dondurması olan benimle paylaşabilir mi? Vanilyalı olsun lütfen.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir