bazenöyleolur

Kendimi bile çizmiştim kahraman olurum umuduyla.

Haziran 2013 Arşiv

Şenliğin Sanatsalı

Şöyle yine şenliği, finalleri, bütleri ve yönetimsel olarak işlerimizi güçlerimizi hallettikten sonra elbette ortaya çıkan fotoğrafları izlemek çok keyifli oluyor. Şöyle biraz bakarken üç beş atölyenin, üç beş fotoğrafını sizinle paylaşayım istedim.

Hepsi birbirinden keyifli atölyelerde zaman geçirmek paha biçilemez.

O an koşturmanın verdiği yorgunluktan bu kadar çok keyif aldığımı böyle dönüp bakarken anlıyorum. Ebru sanatının huzurunu hiçbir atölyede bulamadım sanırım. Sinir strese birebir. Aman bir şey mi ters gidiyor koşuyorum ebru sanatı atölyesine ya izleyerek ya da bir şeyler yaparak kafamı dinlendiriyorum.

Atölyeler. Atölyelerimiz…

IMG_7849

Bize gerçekten her yer “SANATSAL”

Canımsın sanatsal ekip.

DSC_3296

Bu tablo geçen yıldan kalmıştı. Bu yılda sergilendi.

Sevgili Gülay’ın bu tablosunu çok beğeniyorum.

DSC_3951

Yapılırken görmedim ama çok fazla meydandaydı.

Ellerine sağlık.

IMG_6780

Aytekin tüm resimleri fotoğraflamayı gerçekten başarabilmiş. Yüzlerce fotoğraf içerisinden fotoğraf çekmek gerçekten çok zormuş.

IMG_7094

En şeker atölyelerimizden bir tanesi. Kurabiye atölyesi.

IMG_7097

Sanatsal fotoğraflar.

IMG_7159

Hayriye Hanım ebru sanatına kendisini kaptırmışken güzel bir kare.

IMG_7186

Açılın kurabiye yapıyorum.

IMG_7187

Çok güzel yapıyorum.

IMG_7190

Çok güzel yaptığımı söylemiş miydim?

IMG_6961

Sanatsalın özeti de bu fotoğraf olsun.

Huzur

nota

Gözlerimi kapatıyorum, en çok da buna ihtiyacım olan günlerde.

Kendi dudaklarımdan dökülmeyenleri de kalbimden dinliyorum.

Huzur diyorum. Huzurdan başka bir şey değil bu.

Kaybolmasından korktuğum bir dinginlik kolları.

Ahh Tanrım; yine boğacaksan bir bardak gölde, hiç yaşatma şimdiden.

Alabora

wallpaper-2856134

Farkında olduğum hâlde anlamamazlıktan gelmeye başladığım dönemler büyük sıkıntı yaratıyor. Düşünsene; biliyorsun, görüyorsun ve duyuyorsun. Ama hala hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam ediyorsun. Gelip de biri sormuyor; “Tuğba, hangi yola kiminle çıkıyorsun kuzum?” diye. Sorsalar ne cevap verirdim, kestiremiyorum. Zaten ne kadar hazırlanırsam hazırlanayıp o an cevabım bambaşka olurdu zaten.

Hala hazırlık yaptıktan sonra o hazırlığa uymayı kendime alışkanlık edinemedim. Elimde değil. Hayat çok fazla değişiyor. Bir gün önce yaptığın hazırlık, iki gün sonrasını tatmin etmiyor. Yetersiz kalıyor ya da bazen çok şatafatlı…

Yol diyordum; yolunu da yol arkadaşını da iyi seçmek gerekiyor. Sekteye uğratıldığın her gün biraz daha su alıyorsun. İlk zamanlar yavaş yavaş dolan suda yüzmeyi düşünürken en son anakaranın ucu görünürken batmaya başlıyorsun. Çok yaklaşmıştık bu sefer, gelmek üzereydik, bitiyordu diye feryat ediyorsun ama nafile. Boşuna debeleniyorum. O ilk farkındalığı sahiplenmediğim için hepsi müstehak bana.

Biliyorum; bunları diyeceğim. Yine biliyorum ki su alan gemiyi boşaltmak için kovalarla çaba harcayacağım. Ama sonra öyle bir nokta var ki yakmışım bütün gemileri diyerek sadece önüme bakacağım. İşte kestiremediğim olay da tam olarak burası sanırım. Küçük bir yangın büyüyüp herkesi alev alev yakacak mı yoksa yine ben kendimi yakmaya devam mı edeceğim. Bilemiyorum.

Ben her defasında yola çıktığım insanları seçmekte zorluk yaşadım. Bu yüzden seçmeyi bırakıp kim varsa onunla devam ettim. Hâl böyle olunca batmak da yüzmek de çıkmak da hepsi bir arada gerçekleşiyor. Belki kendi yolumun tek yolcusu olsaydım; bu kadar yıpranmaz, bu kadar kırılmaz ve bu kadar öfkelenmezdim.

Bunların hepsi birer varsayım.

Varsayımlar üzerine yaşamaya başladığım an hayat tepsiyle önüme belirsizlikleri sunuyor. İşte o zaman köşeme çekilip kitap okumak istiyorum, şarkıların tadını çıkartmak ve bol bol yazmak…

Kimbilir, belki de hala hamakta sallanmak istiyorumdur.

Çocuk Gezi Parkı

İnsan doğduğu günde devamlı gündeme maruz kalmamalı.

Her an gözleri acaba yine ne olacak; birileri oralarda yaralanıyor mu yoksa yaralanıyor mu diye panik halinde haberleri takip etmemeli. İnsan üzülüyor, vicdanı sızlıyor.

Bir de hepsinin kenarında şöyle bir video var ki, o kadar güzel, o kadar masum ve o kadar lezzetli ki biraz olsun o pencereden bakmayı sağlıyor insana. Hepsini alıp içine sokmak istiyorum. Yanaklarını sıkıp, kucaklamak istiyorum.

Ağaçlar kesilmesin diye buradayız diyen kocaman yürekler. Çizdikleri resimlerde biber gazına tepki gösteren miniklerimiz. Belki de en çok onlar her şeyin farkındalar ve bir gün herkes unutursa onlar unutmayacak.

Onların gözünden Gezi Parkı.

Can Dündar yine kalemini silah yapıp kelimelerini kurşun gibi atmış.

Adrese teslim plastik mermi
Tam otelin önündeyken, otelin sağ tarafından bir polisin hedef gözeterek otelin girişine doğru plastik mermi sıktığını gördüm. Mermi gelip bir kafamın bir karış üzerinde, otelin giriş kapısına çarptı. Şimdi içerde gaz, dışarda kurşun vardı.
Ve insanlar çığlıklar atarak yeniden içeri, gaza doğru kaçıştı.
Yaralıların alındığı alt kattaki balo salonu, sığınağa döndü. O dakikadan itibaren baygın halde onlarca insan, oraya taşındı, yerlere yatırıldı, eldeki imkânlarla nefes almalarına çalışıldı.
Öksürük krizindeydi herkes… “Doktor bulun, hemen” çığlıkları işitiliyordu. Ağırlaşanları kollarına girip acilen dışarı taşıdılar.
Eldeki tek savunma malzemesi, su şişelerinde hazırlanmış solüsyonlardı. Gaz yiyen çocuklara ve yaşlı kadınlara onunla yardım edildi.
Böyle sakin ifadelerle yazdığıma bakmayın; feciydi.
Gerçekten feciydi.”

Bir kez daha gurur duydum Can Dündar. Bir kez daha sevdim seni.

Yazının tamamını okumak için; tıkla.

Kimsenin kimseyi baskı altında tutmadığı, düşüncelerini ve hukuki haklarla sahip oldukları eylem haklarını kullanabildikleri, derin ve temiz nefes alabildikleri bir hayat temenni ediyorum.

Hebele Hübele

Merhabalar Blöög.

Ayran içtik ayrı düştük biliyorum. Ne kadar uzun zaman oldu oturup bir şeyler karalamayalı. Öyle çok şeyler geçti ki üzerinden nereden toparlayıp sana döksem bilemiyorum. O yüzden yine o eskisi gibi ufak ufak değinerek sana geri dönüyorum.

Seni ne zaman terk etsem bıraktığım yerde bulacağımı bilmek huzur veriyor.

Çok yoğun günler, haftalar hatta aylar geçirdim. Gece gündüz çalıştık, didindik ve başardık birçok şeyi. O süreçte çok yıprandım, çok taşlandım, çok püskürtülmeye çalıştım ama yine bir şekilde işlerin içinden başarıyla çıkabildim. İnsan hep diyor neden bu kadar strese tahammül ediyorsun  diye. Bunu ben de defalarca sordum ve sonra 19 Mayıs Pazar akşamı cevabımı tüm gözlere bakarak aldım. O mutluluğu hiçbirimiz hiçbir strese değiştirmeyiz. En azından benim için öyle.

Peşinden bir seçime gittik; kazanacağımı biliyordum ama bu kadar büyük başarıyla komple ekip olarak kazanabileceğimizi beklemiyorduk. Düşünsene, hiç fire vermedik. Hepimiz oradaydık. Bizim için çok gurur vericiydi.

Çok sıkıntılı işler geçirdik. Bahar şenliğinde organizasyon şirketi bizi yarıda bırakıp gitti. Birçok sıkıntıyı yüklenip bir de önümüze bakmaya devam ettik. “Bize her yer sanatsal” bütünlüğünden sonra yine her şeye değdiniğini bir kez daha iyi anladım. Ebru sanatı mükemmel iyi geldi bana. Resim konusunda yeteneksiz biri olmama rağmen çok güzel işler çıkartabildim. Kendi yaptığıma kendim inanamadım. Hocalarım gerçekten mükemmel insanlardı. Sanırım önümüzdeki dönem zamanımı ayarlayabilirsem Ebru sanatına gideceğim.

Seçimden sonra yeni yönetim olarak da çalışmalar başlamak durumunda kaldı. Her şeyi planlamak, dosyalamak ve raporlamak yine günlerimi birbirine karıştırdı. Ne kadar planlarsan planla hiçbir şey aynı şekilde gitmiyor. Onca yorgunluğun üzerine duygusal arkadaşlık gerilimleri her şeyimi tavan yapıp kriz noktasına götürdü.

Hani şöyle bir bakınca kendime uzun zamandır hiç vakit ayıramıyorum. Eve gecenin bir yarısı geliyorum; üzerimi değiştirip başımı yastığa bırakıyorum. Sabahın köründe kalkıyorum maillere bakıyorum yine evden çıkıyorum. Düşünsene aylardır oturup kitap okuyamadım, film izleyemedim, yeni müzikler keşfedemedim.

Yalnızlıktan kaçmıyorum; kendimi arıyorum.

Sonra tam her şey sakinleşiyor derken finaller ve finallerle beraber ıvızr zıvır işlerini halletmek yine beni bitap düşürdü. Bu arada evimizi dağıtıyoruz. Sanırım yeni evi tuttum. Yani tutmuş olmalıyım sözleşmeyi henüz imzalamasam da. 2 hafta sonra da taşınma yorgunluğu olacak. Eşyaları toplamalar, temizlikler, nakliyeler, yerleşmeler… Saydıkça gözümde büyüyor.

Acilen tatile ihtiyacım var.