O’na Doğru Yerimde Sayıyorum.

Bilemediğim belki de hiç anımsamadığım bir fotoğraf karesiydi. Dudaklarım kurumuş içten parçalanıyordu. Gözlerim bulanık ne yakını ne de uzağı görebiliyordu. Koca bir sessizlik vardı, hiç susmayan dudakların ardında. Hep bir şeyler eksik diye sağa sola bakınıyordum. Beynim, bedenimi parmak uçlarıma kadar tepeden tırnağa kadar uyarıyordu.

Bulutlar geçiyordu gökyüzünden. Hepsi kapkara, korkunç bakışlı bulutlar… Bedenim kavrulurken hiçliğin bilinçsizliğinde, tepeme üşüyorlardı en kudretli halleriyle. Korkuyordum. İçimden çığlıklar atıyor, yine de duymasını sağlayamıyordum. Gidiyordum ya da gidiyordu. Böyle anlarda bunun pek de önemi olmuyordu. Gidiyorsam gitmeme engel olmuyor, gidiyorsa kal diyemiyordum. Burada önemli olan artık avuçlarımızda kanayan yalnızlıklardı.

Korkuyordum ve kapkara bulutlar etrafımı sarıyordu.

İçimde biriken seni seviyorumlar gırtlağımı parçalarken sadece saçlarımı okşayıp bu bulutlar da dağılacak diyebiliyordum. Kandıramıyordum
kendimi. Ne o arkada kalan silüet, ne o hiç anımsamadığım fotoğraf karesi hiçbir şeyi eskisi gibi yapmıyordu. Dudaklarım hala kuruyor, gözlerim hala ıslandıkça hiçbir yanını göremiyordu. Belki zorlarsa yakınındaki harfleri bir araya getirebilirdi. Yine de hiçbir harf bir araya onun istediği gibi gelmiyordu. Nereden okursa okusun hatta ne kadar birbirine karıştırırsa karıştırsın; “ayrılık” bir türlü “seni seviyorum” olmuyordu. Bedenim en çok kalbine dayanamıyordu.

Dağılan dengesizlik içimi küflendiriyordu. Belirsizlikle sevişiyor ama bir türlü geleceği doğuramıyordum. Elime yüzüme bulaştırdığım yarınlar çelme takıp beni buraya belki de o’na hapsediyordu. Duyabiliyordum. Yani çoğu zaman. Bana seslendiğini, gözlerinin gözlerimi aradığını, bedeninin bedenime kavuşmak için kavrulduğunu duyabiliyordum. Şu an bile bir parçamın onda kaldığını hissedebiliyorum. Büyük bir parça. Onsuz atamayacağı için onda kalan, nefes aldırtmayan ve tüm gecelere ihanet eden bir parça…

Korkuyordum. Öyle çok korkuyordum ki titrerken karnıma ağrılar giriyordu. Kalp spazmları geçiriyor, nefes almak için yukarıya daha da yukarıya zıplıyordum. Sakinleşemiyordum bir türlü. Sonra yüzümü avuçlarımın arasına aldım ve “sakin ol. bir gün her şey geçecek. bir gün her şey eskisi gibi mutlu ve taze olacak. hiçbir aşk bayatlayıp kokuşmayacak.” dedim. Böyle küçük harflerle tane tane ifade ettim kendime. Tekrarladım her şey geçecek diye ve işte sizin de bildiğiniz gibi sonra gözlerimi yumdum.

Şimdi şu an bu odada karşınızdayım. 1 yıl 7 ay 18 gündür kendimi ifade etmemi ve bir türlü inanmadığım samimiyetinize güvenmemi istiyorsunuz. Bir samimiyet göstergesi olarak beyaz önlüğü çıkartıp bambaşka kıyafetler giydiriyorsunuz. Bunların hiçbiri yetmiyor o anı flulaştırmaya. Hepsi silikti ama o bulutlar, o ağrı, o korku ve birbirimize son kez bakışımız çok netti. Şimdi siz benden yaşamaktan ve yaşatmaktan korkmadığım bir şeyi burada sizlere bırakmamı istiyorsunuz.

-Lütfen doktor bey ben hasta değilim, sadece aşığım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir