bazenöyleolur

Kendimi bile çizmiştim kahraman olurum umuduyla.

Ocak 2014 Arşiv

Nasılsın?

3sqs

“Yorgun görünüyorsun.” dedi.

Kendi kendime konuştuğumu başımı kaldırıp baktığım zaman fark ettim. Çok şey anlatmıştım. Nerede iyi bir şey var, kıyıdan köşeden toplayıp onları sunmuştum önüne. Bu sefer kararlıyım dediğim ne varsa hepsini ballandıra ballandıra aktarmıştım. Kafamı kaldırıp gözlerine baktım. Kısa bir sessizlik oldu. Bilirsiniz, birkaç saniye bazen dakikalar gibi gelir. Öyle anlardandı.

Sessizliği bozmak için aklımdan birçok şey geçiriyordum. Hangisini öne sürsem derken bir şey oldu. İki kelime döküldü dudaklarından. İnsan bazen bazı şeyleri duymayı beklemiyor. Senin birçok dönemini bilen bir insan tarafından duymayı hele hiç beklemiyor. Sendeliyor, ayağı tökezleyip yuvarlanıyor.

Sadece benim anlattıklarımı dinledi ve “yorgun görünüyorsun” dedi. Ben cevap verebilmek için kelimeleri bir araya getirmeye çalışırken sorduğu bir soruyla artık bozguna uğradığımın farkındaydım.“Nasılsın?”

Ben iyiyim. Ben çok iyiyim. Her şey yolunda. Yeni kararlarım, yeni dönemlerim ve yepyeni yarınlarım var diye anlattığım bilmem mi kaç dakikalık tiradımdan sonra bu soruya verebilecek tek bir kelimem bile yoktu. Yetmezmiş gibi ikilendiler ve ben sadece onlar konuşurken eski dönemlerimi düşündüm. Hiçbiri bundan daha iyi değildi ya da hiçbiri bundan kötü değildi. Her dönem kendi içinde güzellikleriyle ve çirkinlikleriyle boy gösteriyordu. Ancak en çok şu dönemlerime özlem duyduğumu fark ettim. Elbette yine onun sesiyle kendime geldim.

“Kime diyoruz acaba? Hiç mi düz kafa olmayacaksın sen?” diye sordu ve eski çirkef haline geri döndü. Ancak benim karşı çıkacak ya da yeni tezler üretecek enerjim yoktu. Haklıydı, çok yorgundum. Ama insan bunu duymayı beklemiyor. İki dudak arasından çıkıp kulaklara ses olup gelene kadar bu gerçeği reddediyor. Sonra orada bir yerde karşılaşıyorsun.

“Orada olsaydım.” dedi aniden. Belki biraz daha farklı olabilirdi her şey. En büyük sıkıntılarımız, onun hayatıma burnunu sokması, benim onu geri püskürtmem ve bir hakim karşısında anlaşmaya varmamız olurdu. Çok da bunalırsam bir süre görüşmeyelim der aylarca ortalardan kaybolurdum. Şımarıklık gibi görünse de kendimle kalmak isterdim.O da bilirdi yine aylar sonra hiçbir şey olmamış gibi aynı yerden devam edeceğimizi.

“Bundan 4 yıl öncesinin bu zamanlarını hatırlıyorum. Büyüdün, büyüdük.” dedi. Sonra ikimizde içimizdeki gizli yere dokunmanın sancısını gözlerimizde gördük. Biliyorum, ikimizde birbirimizi düşünerek kendimizi topladık. Derin bir nefes aldık ve sonra gündelik yaşamın koşturmasına atladık. Ancak ben daha asıl vurgunu birazdan yaşayacağımdan bihaber, her şeyi unutarak komiklikler şakalıklar yapıyordum.

Pat diye söylediler. “Dönmemeye karar verdik.Bir ona bakıyorum, bir diğerine. Elbette onlar için seviniyorum ama ben burada hele ki böyle günlerde gün sayarken hazır değildim buna. Uzun uzun anlatıyorlar. Ardından bilmem mi kaçıncı kez dinlediğim belirsizlik senfonisine başlıyor. Bir insan hiç mi nefes almadan başka bir insanı bu kadar iyi azarlayabilir? Bebeğin acıkmasıyla benim senfonim de sona eriyor.

Ancak şunu fark ediyorum; yine iki insan hayatındaki ömrümün sonuna geldik. Sonrasını hepimiz biliyoruz. Hayat hengamesi; herkes farklı diyarlarda, ayrı renkler peşinde…

Bir şey

bilmiyorum. çok şey olabilir. hiçbir şey  de olmayabilir.
zaten çoğu zaman hiçbir şey olmaz. insan alışıyor.
gitmelere de gelmelere de. en kötüsü ne biliyor musun?
hiçbir şeyliğe alışıyorsun.

Aslında burada size başka şeyler aktarmak isterdim. En azından kahvem yanımda olabilirdi. Eskisi gibi şarap da olabilirdi. Ancak ne kahve ne de şarap var. Şarap içmeyeli de uzun zaman oluyor. Aylardan hangi aydı anımsamıyorum ama birkaç ay önceydi. Şirince’den gelen kavunun tadına daha yeni bakıyordum. Yarım kaldı. Zaten hep bir şeyler yarım kalıyor.

Eksiklik ve yarımlık arasındaki farkı da idrak edemiyorum aslında. Yarım kalınca da eksik oluyorsun, eksik kalınca da yarım oluyorsun. Bir koşucunun bitiş çizgisine varamadan yarı yolda kalması gibi bir şey bu. O da elbette bitiş çizgisine ulaşmayı istemişti ama bu isteğine nefesi izin vermedi. Belki de hızlı bir kalkış yaptı. Koşucuya nereden geldik bilmiyorum. Koşucu yok, zaten bir şey de yok. Hiçbir şey yok.

yarım kalan şeyleri düşünüyorum.
belki de yarım bıraktıklarımı. bu fark etmiyor.
mesela. taslaklarda olan onca yarım yazı.
hepsi içlerinde ayrı hüzün barındırıyordur.
belki de yarımlıklarının hayal kırıklığı vardır. bilemiyorum.
tuhaf. bu gece çok sessiz. biz gibi.

Nereden tutsam bir şeyler dökülüyor. Yarıda kalanların kırıntılarını hangi halının altına süpürdüysem ortaya çıkarmak istiyorum. Bir şeyleri görünmeyen yerlere saklamanın lüzmu yok. Bir süre sonra kırıntılar ayak altına gelmeye başlıyor. Sonra her yer kir pas içinde.

Bir dakika burada bir şeyler yanlış gidiyor. Şu anda ben bu yazıyı burada bırakmak istiyorum. Böylece, yalnız ve bir başına. Zaten hep böyle oluyor. Hiçbir şey yokken her şeyi bir başına bırakmak istiyorum. Bu hiçbir ve her şey döngüsünde zafer kimde onu da bilmiyorum. Zaten konumuz da bu değil. Konumuz Şirince’den gelen şaraptı. Tadını sevmemiştim, anımsamıyorum. Tadını alabilecek kadar da içememiştim. Evet, konumuz tam olarak o şarabı neden içemediğimdi. Sadece kırılmıştım.

Aslında bilirsin, sadece görmek istemezsin. Görüp de görmezlikten gelmeye başladığın an kırılma hakkın elinden alınır. O günün ya da bugünün pek bir önemi yok. Ne kadar ertelersen ya da kaçarsan orada bu gerçekle karşılaşacaksın. Ha Cumartesi olmuş ha Pazar. Boş ver, en iyisi uyu.

akşam yemeğinde babam hepimizi susturdu. dersini verdi.
bildiğimiz hep söylediğimiz şeydi. ama bilmiyorum.
hani babadan duyunca hem de böyle günlerde. tuhaf oluyor insan.
annem  işte yaşadığı bir sıkıntının çözüme kavuşmasını anlatıyordu.
babam susturdu. ve dedi ki.
kimsenin mutsuzluğuyla mutlu olmayın.
sonra da ekledi.
yanınızda da olmalarına izin vermeyin.

Bu arada yazının konusu aslında hiçbir şeymiş. Bir şey beklememeliydiniz. Üzgünüm. Sizi hayal kırıklığına uğratmak istemezdim. Ama insan bazen başlarken nereye gideceğini ve nerede bitireceğini bilemiyor.

 

Ocak 25.
01.17
Çorlu

Amelie

Sanırım bu geceyi ve yarın sabahı hiçbir şey tarif edemeyecek.
Aslında tarif etmeye çalışmıyorum.
Biraz burukluk, biraz da kırıklık var.
Hepsi bu.
Ben susayım. Siz anlayın.
Ya da anlamayın. Ben anlarım.

Yazıp yazıp sildiğim onlarca kelimeyi de bırakıyorum bir köşeye. Ben bu şarkıyı severim, çok severim. Ben Amelie’yi de severim. Bilirsiniz, ne kadar sevdiğimi. bazenoyleolur’u hep onun kırmızı kazaklı fotoğrafıyla sevmiştim. Hangi ara kaldırdım o fotoğrafı bilmiyorum. Peki ya hangi ara kalktı o kırmızı balonlu fotoğraf?

Bir şeyler tesadüf olmamalı.
Şehir aynı, oda aynı, yatak aynı, bulunduğum konum tam olarak aynı.
Peki ya ben?
Bambaşka.

Amelie izlerken uyuyakalmaya gidiyorum.

Sıcak Kavuşma

Screenshot_3

Bildiğim o sıcak kavuşma aklımda ne varsa unutturuyor. Kırgınlıklarım, kızgınlıklarım ve hatta sancılarım aklımdan uçup gidiyor. Her şey yolundaymış hissi sarıp sarmalıyor. İnanamazsınız ama bu çok güzel bir duygu.

İnsanlar sürekli bir yerlere koşturuyor, insanlar sürekli durmaksızın konuşuyor. Onların yerine yoruluyorum. Koştururken konuşmaya fırsat bulabilen hayatımdaki herkes adına biraz olsun yoruluyorum. Hepsi adına dünlere ağıt yakıyorum. Bu çok tuhaf. Mesela kırgınlıklarım eteklerimden dökülüyor ama ben ayağa kalkıp herkes adına içime kırılıyorum. Sonra bildiğim o sıcak kavuşmalarla içimin kırgınlıklarını söküp atıyorum ve her şeyi unutuyorum.

Aylar belki de yıllar önceydi hatırlamıyorum. Sadece hatırladığım hayatım ile ilgili ciddi bir karar verip her şeyi unutmaya karar vermiştim. Ara sıra perdeyi çekince sızlıyor ama dokunmazsam anımsamıyorum bile. Şimdi de nedenini bilmediğim kırılma noktalarını yaşarken hiçbir şeye dokunmamaya özen göstermek yerine her şeye dokunuyorum.

Ben zaten anlatamıyorum. Onlar da anlamıyor. Bakın bu da çok ilginç bir döngü değil mi? Ben anlatamadıkça onlar anlamıyor. Döngüyü bozmak için biraz olsun anlatmaya çabalıyorsun tüm her şeyi boğazına diziyorlar. O zaman da tekrar kabuğuna geri dönüyorsun. Güveni ancak kendi kabuğunda ve kendi evinde hissedebiliyorsun. Yaşanılanlar, sanki kendi dünyan dışında sana huzur yok diyor.

Suyun üzerindeyim. Nefes darlığımı düşünerek boğulmamı bekleyen onca nefesler, eli boş dönüyor seyirlerinden. Çünkü ben buradayım. Tam karşılarına geçip gülümsüyorum. Her şey pamuk kadar hafif geliyor şu günlerde. Her şeyi ve herkesi ardımda bırakıp yeni yarınlara kulaç atabilirim. Baştan sona tüm fikirlerimi ve yaşantımı değiştirebilirim. Garip tarafı nedir biliyor musunuz? Bu kadar çabuk bir şeyleri unutabilecek kararlılıkta olabilirim.

Uyanıyorum. Yeni bir gün. Sporla başlayan yeni 24 saat.

Sessiz harflerle kulağıma fısıldıyorum. Her şey yolunda.

“Su başında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor.
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.