bazenöyleolur

Kendimi bile çizmiştim kahraman olurum umuduyla.

Aralık 2013 Arşiv

Ödüllü bazenoyleolur.com

1526309_10152047814669854_1882459144_n

Bu yazı “Hayatımda iyi şeyler de olmuyor değil.” temalı bir yazıdır.

Buraya hiç hoppidi hoppidi neşeli haberler vermiyorum. Bir türlü neşeli haberler vermeye fırsat bulamıyorum. Aslında bilirsiniz, hep böyle oluyor. Keyifsiz şeyleri yazmaktan neşeli haberlere fırsat bulamıyorum. Diyeceklerim o ki sevgili okurlar, size keyifli bir haberim var.

Finale kaldığımı öğreneli çok uzun zaman oldu. Yine aynı şekilde ödülümü de alalı epey oldu. Ancak yoğunluktan ve koşturmadan bir türlü bloga ilgi ve alakayı gösteremedim. Bu yüzden çok muzdaribim. Hayıflanmalarımı geçersek ve sadede gelirsek arkadaşlar, artık bazenoyleolur.com ödüllü bir blogtur. Lililili. :))

Haziran ayında başvurulan, Kasım ayında sonuçlanan ve Aralık’ın 17’sinde töreni olan Aydın Doğan Genç İletişimciler Yarışması’nda İnternet Yayıncılığı kategorisinin Blog alt kategorisiyle yarışmaya katılıp yarışmacı arkadaşlara başarılar dilemiştim. Elbette yarışmayı unutup aylar sonra yarışmaya katılan bir başka arkadaşın hatırlatmasıyla aklıma geldi. Ancak yine son 4-5 aydır bloga yeterince ilgiyi göstermediğim için pek umutlu olduğum söylenemezdi.

Sonra bir gün sınava girmek için fakülteye girdiğimde finalist olduğum haberi suratıma şak diye verildi. Keyifsiz günün neşeli bir hâl almasını sağladı. Finalist olduğumu bildikten sonra da sevgili bloguma kollarımı açıp sevemedim. Hep bir hengame yaşadım ve uzak kaldım. Bu yüzden olsa gerek hatalarımı bildiğim için ödül törenine giderken de birinciliği beklemiyordum. Dediğim gibi hep bir üçüncülük vardı aklımda. Üçü de çok severim, onun da etkisi büyüktür.

Ödül töreninin çok güzel geçtiğini yine çılgınlarca eğlendiğimize girmek istemiyorum. Sonuç olarak üçüncü açıklandığında ikinci olmuşum diye sevindim. Sonra ikincinin ismi açıklandığında küçük çaplı şoktan sonra “bazenoyleolur.com” hep benim yanımda diyebildim. Ziya Kürküt sunuculuğunu yapıyordu ve bazenoyleolur ile ilgili espri yapmaktan geri kalmadı. İrfan Değirmenci’den de ödülümü aldım.

Asıl tuhaf olan ise Seçil’in ve hocalarımın ikinci olana o kadar çok sevinmeleriydi. İkinci de olmadığım için birincilik artık bendeydi. Ancak onlar ikinciye o kadar çok sevindiler ki bir an benim için değil de ikinci için orada olduklarını düşündüm. Hatta tüm gece de bunun üzerine espriler yaptık durduk. Başlı başına çok keyifliydi.

bazenoyleolur.com’un ödül almasında en çok siz okuyanların katkısı olduğunu biliyorum. Benim yazmayı bıraktığımda dahi mailler atarak beni hiç yalnız bırakmadınız. Şarkılar göndermekten eksik kalmadınız. Varlığınızı her daim hissettirdiniz. Sanırım o yüzden bu başarı benden daha çok beni yalnız bırakmayan sizlere geliyor.

Hiç tanımadan bazenoyleolur’u sevdiniz ve yalnız bırakmadınız.

Her birinize tek tek teşekkür ederim.

Riyakâr

<a href="http://www.youtube.com/watch?v=uO3IG-oRpis?hl=en"><img src="https://i1.wp.com/www.bazenoyleolur.com/wp-content/plugins/images/play-tub.png" alt="Play" style="border:0px;" data-recalc-dims="1" /></a>

İnsanlar çok acayip. Çok ilginç bir yapımız var. Mesela çok arsızız ve bununla birlikte riyakâr bir tavrımız var. Hayatta hiçbir şey bizden önemli değil ve hiçbir şeyin kendi isteklerimizin önüne geçmesine izin vermiyoruz.

Uzaktan izliyorum. Böyle samimiyetsiz ve mide bulandırıcı bir ortamda nasıl insanlar nefes alabiliyor anlam veremiyorum. Birbirlerinden ölesiye nefret ederken hangi çıkarlar doğrultusunda birleştiklerini ve nasıl arsızlaştıklarını tartmaya çalışıyorum. Kendimce bir sınır belirliyorum ve en azından o sınırda kalabileceklerini düşünüyorum. Kalmıyorlar a dostlar. Her geçen gün biraz daha yüzsüzleşip değerlerini satıyorlar.

Şaşırıyorum. Nasıl bu kadar karakterlerinden ödün verip hayatlarına hiçbir şey olmamış gibi devam edebiliyorlar, anlamıyorum. Bu kadar bencil, ikiyüzlü ve samimiyetsiz olmak zorundalar mıydı merak ediyorum.

Önce mideme yüksek şiddetli oranda kramp giriyor . Midem bulanıyor. Uzaklaşıyorum. Sonra da hepsini siktir ediyorum.

En temizi ve en anlamlısı.

Şarkının tadını çıkartalım.

Aslında Ben Yokum

Ne çok olmuş buraya yazmayalı. Aslında çok kez bir şeyler yazmaya başlayıp ikinci paragrafta taslaklara gönderdim. O değil, bu değil, şu hiç olamaz diyerek ne çok zaman geçirmişim fark etmedim. Sahi bu arada 2013 de aynı 2012 gibi değil mi ya?

Yoğun final haftalarını ardımızda bıraktık çok şükür. Onca sinir stres hepsi şu üç günlük dünya için çok fazla değil mi a dostlar? Onca sinir ve stresten sonra adam gibi tatili hak ettim, hak ettin. Hepimiz hak ettik yahu. Şu an sadece 5 dersim açıklanmış olsa da diğerlerinden de büte kalmayacağımı düşünüyorum. Böylece bütsüz tatilimi 1 aya uzatmış görünüyorum.

Pazar günü temizlikle İzmit’te son günümü bitirdim. Ahh bu arada Pazartesi günü bir staj görüşmem vardı. Bu yüzden Pazartesi erkenden kalktım. Kahvaltıları ne kadar çok sevsem de kahvaltıyı tek başına yapmayı bir türlü sevemedim. İşte bu yüzden çok çabuk hazırlanıp elimde bavul ilk otobüse atlayıp İstanbul’a geçtim. Oradan Taksim sonra Nişantaşı ve sonra arkadaşımla görüşüp heyecanlı bir staj görüşmesine geçtim.

Görüşmeden önce tüm şirketi araştırdığım için kapıyı açan kadının bile adını bildiğimi fark ettim. Çok sıcak bir karşılamadan sonra görüşmeye başladık tabi. Bu görüşmenin benim için ilk önemli anlamı da kariyerimdeki değişikliğe attığım ilk adım oldu. Mezuniyet yaklaşırken bırakıyorsun o beş parasız olsam bile gazeteci olacağım düşüncelerini. Elimde başka bir kariyerde olsun istiyorsun. Biz iletişimcilerin de işte en büyük problemiydi bu. Bir mühendis değilsin ki yerin doldurulmasın. O bölümü okumamış daha düşük ücretle çalıştırabilecekleri biri varken, seni tercih etmemeleri için o kadar geçerli(!) sebepleri oluyor ki.

Diyeceğim o ki görüşmeye çok heyecanlı başladım. Ama tam bir sohbet havasında geçti. Hatta saatlerce sohbete devam edebilirdim. Benden düşünmemi istedi, sonuçta aklında acaba mesleğimde mi kariyer yapsam diye düşünebilirsin dedi. Zaten aklımdaki sorular da tam olarak buydu. Tam olarak emin değildim ama bir yerlerden başlamadan da emin olamazdım. Yaşamak ve görmek gerekiyordu. Sadece düşüncelerinle hayatına yön veremiyorsun. İşte şu an benden telefon bekliyorlar. Tamam deyip takvimimi gönderdikten sonra İstanbul’da staja başlayacağım. 4 gün İstanbul, 3 gün İzmit yoğunluğunu kaldırabilecek miyim asıl korkutan bu beni. Bunu da zaman gösterecek.

Tatilimin ilk günü iş görüşmesi ve yollarda geçti. Bugün de şöyle bir İnci’nin yanına gidip kahve içerim diye planlanmıştı ancak son 2-3 haftada öyle yorulmuşum ki gece kafamı yastığa koyduğum an yarın evden çıkacak halim olmadığını anladım. İşte o saat bu saattir evden dışarı çıkmadım. Açtığım müziğimi, okudum kitabımı. Benim için tatil demek kesinlikle bu olmalıydı.

Çok şatafatlı tatil planlarınızı anlayamıyorum. Benim için tatil demek kendime zaman ayırmak demekti. Sevdiğim kitapları, arşivlediğim filmleri izleyip saatlerce yorum yapmak demekti. Sıcak çikolatamı içip pijamalarımla odadan odaya gezmek demekti. Hatta şöyle 1 hafta geçirmek istediğimi bile itiraf edebilirim. Ama ne mümkün. Yarın kitap fuarına gidip oradan da İnci’nin yanına geçip beyaz çikolatamı içeceğim.

İzmit’ten ayrılınca İzmit’i özlüyorum.

Geçen Günler

uymqN2i

77

Bildim bileli bir yerlerde bir yanlışlık var.

Kendimi anlayamadığımı düşündüğüm dönemlerde insanları anlamaya çalışmayı bırakmıştım. Öylesinin daha huzurlu ve daha gerilimsiz günler olacağını sanmıştım. Elbette öyle olmadı. İnsanların bencilliği ve ukalalığı ayak bağı olmaktan geri kalmadı. İnsanların kalbi bencilliklerinden görünemez oldu. Bencillikleriyle beraber sorumsuzlukları da aldı başını gitti.

Bunlar olurken zamanla kendi yaşamımdan soyutlandım. Ne ara nasıl oldu bilmiyorum ama sanki kumandayı başkasına kaptırdım ve ardından büyük bir sessizliğe gömüldüm. Ancak yine reset atma dönemine geldim. Kimseye tahammül edemediğim günleri geçiriyorum. Nefes almasının bile beni rahatsız ettiği insanlara hapsolmanın depresyonunu yaşıyorum.

Hatırlayamadığım ama her gece beni uyandıran kabuslarım devam ediyor. Artık bunu da yaşadığım iç huzursuzluğa bağlayarak nedenini açıklayabiliyorum. Bu iyi bir şey. Yani yaşadığın her ne zıkkımsa bunun nedenini bilmen iyi bir şey. Çünkü kontrolünü elimden kaçırdığım ve nedenini bilmeden belirsizliğe sürüklendiğim her şeyden nefret ediyorum. Nedenini bilerek içimi rahatlatıyor, sırtımı sıvazlıyorum.

Tüm gün battaniyeye gömülerek yattım ve bir türlü yatağı terk edemedim. İçtiğim beş tane Arveles’in de bünyemi alt üst ettiğini kabul etmem gerekir. Ne film izleyebildim ne kitap okuyabildim. Hiçbir şeye odaklanamadım. Sadece yatıp müzik dinledim. Ağrıyan her yanımı kesip atmak istiyorum. Zaten kapıda kar, buz gibi hava ve bir de geçmeyen ağrılar. Allah kahretsin ya.

Kötü günler geçirdiğim gibi elbette güzel günler de geçiriyorum. Ama buraya gelip hoppidi hoppidi size anlatamıyorum. Merak etmeyiniz, ben çok iyiyim. Mailleriniz beni çok mutlu ediyor. Gönderdiğiniz şarkıları çok seviyorum. Bazılarınızın hikayelerini ağlayarak okuyorum. Bazılarınıza çok kızıyorum. Hatta bazılarınıza küsüyorum. Ancak beni özlemiyorsunuz diye trip attığım için sizin bana kızmanıza bayılıyorum. Her gece şarap içip içip sizlerle sabahladığım günleri özledim. Beni bir siz anlıyorsunuz.

Tüm sitemlerinizde ve yakarışlarınızda baştan sona kadar haklısınız. Kendisini çok yoğun sanan, oradan oraya bir haltlar için koşturduğunu düşünen ve kendisine zaman ayırmak istemeyecek kadar endişeli olan sefil bir insan oldum. Haklısınız.

Kırmızı balonlarımla size koşarak geldiğim günleri özlüyorum.

Sizleri ihmal etsem de beni sevin. Çünkü hala bloggerdan bozma yazar bozuntusundan daha çok; küçük bir kız çocuğuyum.