Bol Yıldızlı, Alakasız Başlıklı, Kopuk Yazı.

Oldukça uzak şeyler bazen çok yakın olabiliyor. Kafalar arasındaki mesafeler bazı anlarda metro hattı gibi hızlı bir şekilde birbirine yaklaşıyor. Oysa bu nadir anlarda da pürüzler çıkartarak yakınlığın süresini düşürmeye neden olabiliyoruz. Genellikle uzaklığı yaşıyoruz; her şeyden. Kendimizden…

***

Kendimi kendime bıraktığım şu günlerde kafamda deli planlar dolanıyorum ortalarda. Planlar diyorum sonra da ev, temizlik, yerleşme ve sınav derken tüm planlarım ayaklarıma dolanıyor. Ne vardı kaçabilseydim birkaç günlüğüne sahil kasabasına diyorum. Yine de son anda bir şeylere karar verme huyumu bildiğim için kafamı boş tutmaya çalışıyorum.

İzmit’e eşyaları getirmesiydi, bayramdı, ziyaretti derken beynim allak bullak oldu. Ziyaretlerde değişmeyen klasik gülüşmeler, laf dokundurmalar ve hadi bakalımlar ne olacak bilinmeyen bakışmalar hepsi her bayram olduğu gibi tüm ailelerde baş sıraya oturdu. Bu bayram değişiklik yapıp gündemi kendi üzerimden az buçuk atmayı başarmış olabilirim. Her bayram kendi çocukluğumu dinlemek istemeyebiliyorum.

Geçen sene de kendi çocukluğumdan annemlerinkine atlamış teyzemlerle çocukluk kavgalarını gün yüzüne çıkartmıştım. Hatta ortalığı komple karıştırıp köşeye geçip kahkaha atarak onları izlemiştik. Çok eğlendiğim bayramlardan biriydi.

Bu bayramda teyzemden triplerin en büyüğünü yiyebilirdim. Yemedim bildiğin yuttum. Küçükken onu ihmal etmediğimden şimdi ise 5 gün oralarda olup da gitmediğimi hatta yemekler hazır beni beklemesini anlatırken varan 1, varan 2, trip vol 3 diye saydık durduk. Kıyamadı, kıyamaz da zaten. Eşya taşımacalı, teyze, amca, hala, dayı görmeceli yoğun 24 saat geçirmeyi başarabildik. Konunun dönüp dolaşım okul da bitecek eee bakalıma gelmeli anlık kriz ortamlarını da atlattık.

Bu bayram olsun artık ben demeden sen evlenmezsin de ne yapacaksın yüksek lisansa mı başlayacaksın tarzında sorulara geçerek birkaç evre atlamış olduk. Deveğe hendek atlatmak bile daha kolaydı bu evreyi atlatmaktan. Ama pes etmedim ve işte bu bayram bunu başarmış olduğumu fark ettim.

***

Size bu yazki bilgisayar maceralarımı ve lanetimi anlatmayı düşündüm aslında. Sonra anlatıp daha da çıldırmamak adına bilgisayara dair her şeyi rafa kaldırdım. Bilgisayarım hala yok. Yani bir ara vardı ama o da sorunlu çıktığı için yine yok. Yok yani yok. Bu yüzden de kendi bilgisayarım olmadan oturup düzenli yazı yazamıyorum. Gezi notlarımı odaya serip sessiz sakince onları birleştirmeyi hala yapamıyorum.

Anlatacağım. Düğünden, uzun yürüyüşlere, Afyon’da mahsur kalmamızdan, her şehirde hastaneleri ziyaret etmelerimize ve hatta Turgay abinin çılgın hayatına kadar hepsini anlatacağım. Tek ihtiyacım olan bilgisayarım ve biraz sakinlik.

***

Haftalardır bir türlü görüşemediğim -tamam annemin deyişiyle ektiğim- arkadaşlarımla görüşüyorum şu sıralar. Şehri terk ederken arkamdan küfür etsinler istemiyorum. Ben olsam bana küfür ederdim yani ama neyseki küfür etmiyorum. Ayrıca çok iyi bir insanım, birazcık anlayışlı olup bir dahaki sefere görüşürüz diyebilirdim. Esra gibi cadaloz olup gelmezsen gelir sürükleye sürükleye seni getiririm demezdim.

Bu haftayı görüşemediğim arkadaşlarıma ayırıp Füsun’a hiç çalışmadan haftasonu düğüne sabahı da sınava gitmeyi planlıyorum. Sanırım sevgili arkadaşımın notları gönderirken üstüne yazdığı “sanki çalışacaksın da işte :)” yazdığı gibi öylece duracak. Belki belli olmaz kimbilir.

***

Akşam eve geldim bir hareketlilik hakimken birden bir durgunluk çöktü. Nereye kayboldu annemler derken fark ettim her şeyi. Can bilgisayarı bana bırakmadı. E kitabımı okuyayım yahu dedim. İzmit’ gider gitmez Yağmur kolileri kurcalayıp kitaplarıma ulaşınca ben de en son aldıklarımdan bir tanesini yanımda getirdim. Kitabı elime aldım nereye geçsem derken salonda babamın maç ile ilgili yorumları izlediğini, yatak odasında annemin kitap okuduğunu, benim odamda Can’ın bilgisayarda takıldığını ve balkonda da Yağmur’un kitap okuduğunu görünce eee ben ne olacağım ya diye düşünmedim değil. Düşündüm tabi sonra Yağmurların odaya geçtim.

Her şeyi bir kenara bırakıp 500 sayfalık da olsa 700 de olsa elime aldığım kitabı bitirmeden kapatmadığım o günleri özlediğimi hissettim. Şimdi birkaç güne yayınca mutsuz oluyorum ve bu tembelliğimi bilgisayara bağlıyorum. Şuna bakayım, buna bakayım hopp yoruldumlar… Hayat böyle geçiyor, anlamadan.

Bir ara kitap okurken öyle çok ağladım ki Allah beni kahretmesin babam görmesin yine dalga geçecek diye peçeteye boğuldum. “Kitap okurken salya sümük ağlayana burun acıtmadan silen selpak satılır.” anonsu salondan yükselince oldu o zaman ağlamaya devam edeyim diyerek ağlamaya kaldığım yerden devam ettim. Sanki karakter benim, her şey benim başıma gelmiş, 15 yaşındaki Afgan kadını da benim hatta “ben aslında yoğum” modunda etkilenmeyi başarıyorum. Ne yapalım bu da benim zaafım.

Ben ağlaya ağlaya bu kitabı bitiririm birazdan. Sabah biriniz belediyeye haber versin de bu peçeteleri toplaması için birini görevlendirsinler. Zira her sabah çok yorucu olabiliyor.

***

Bu arada blogun temasını değiştirdim. Okan’ın içine oturmuş, dün gece 2′de; temayı mı değiştirdin sen, neye uğradığımı şaşırdım diye fırçalamak için aradı ama gözlerim uykuya yenik düştü. Oysa ben çok sevdim. Tamam yine bir şeyleri düzenlemedim ama baya yola soktum. Hem de bu sefer hiçbir şey bozmadan. Bilgisayarım gelince tamamen düzene koyup bir süre de bu temayla devam etmek istiyorum.

İnsan bir hayırlı olsun der, insafsızsınız.

Bir de bana da iyi bayramlar, size de.

2. günü bayramlar hep bitiyor benim için oysaki

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir