bazenöyleolur

Kendimi bile çizmiştim kahraman olurum umuduyla.

octobre 2014 Arşiv

Özlemek Aslında Biraz Da Dokunamamak…

<a href="http://www.youtube.com/watch?v=CxbbdobrVro?hl=en"><img src="https://i0.wp.com/www.bazenoyleolur.com/wp-content/plugins/images/play-tub.png" alt="Play" style="border:0px;" data-recalc-dims="1" /></a>
.
Aslında çok zormuş.

Hiç de öyle sanıldığı gibi kolay değilmiş. 

Geldiğimden beri devamlı telefonda görüşüyorduk ama skype yapmak bir türlü kısmet olmamıştı. Tartışmalar, kavgalar gürültüler alışma sürecinde eksik kalmıyor ki bir türlü. Bugün artık skype da oldu. İyi mi oldu kötü mü oldu hiçbir zaman bundan emin olamayacağım. Emin olduğum tek bir şey var; içimde ne kadar çok biriktirdiğim ve gizlediğim şeyler varsa gün yüzüne çıktı.

Görüntülü konuşma yaparken önceliğim kendime bakayım, nasıl çıkıyorum, ayy saçım nasıl, şurası böyle mi diye defalarca karşımdakine bakmak yerine kendime bakardım. Hatta hepimiz bunu yapıyoruz. Ama bu sefer öyle olmadı. Gözlerimi kırpmadan saatlerce ekrana baktım. Gamzesini, gözlerini kırpışını, gülümseyişini… Hiçbir mimiğini kaçırmak istemedim ve o anları dondurmak istedim.

Ağladım ve sanırım ağlamaya devam ediyorum. 

Çok özledim. Gülümserken eğilip saçlarını karıştırmayı çok istedim. Tüm huysuzluklarına ve tüm huysuzluklarıma rağmen özlem bizi başka bir noktaya getirdi. Bilmiyorum belki Türkiye’de olsam, belki yanında olsam bu kadar yoğun duygular içinde olmazdım. Ama araya mesafeler girince o küçücük bir mimiği bile öyle değerli hale geliyor ki çıldıracak gibi oluyorum.

Ben konuşmadım, o konuşsun istedim. O anlatsın ben de öylece izleyeyim. Çok büyük sorunları vardı. Mutfağı savaş alanına çevirmişti. Ev ise bıraktığım ev değildi. Her yer darmadağın olmuş ve canı hiçbir şey yapmak istemiyordu. İşte o an sarılıp uyumalıyız dedim içimden. O ise anlatıyordu, komşulardan bahsediyordu. Emin değilim o arada bir şeyler daha anlattı ama ben de sadece onu izliyordum. Sigarayı tutuşunu, üfleyişini ve o ciddiyetini…

Kaç sigara yaktı bilmiyorum. Zaten ben gittiğimden beri salonda sigara içer olmuş. Balkona çıkmaya üşenirken azalttığı sigara iki katına çıkmış. Ama o kadar tatlıydı ki onu bile diyecek fırsat bulamadım. Kameranın ilk açıldığında birbirimizi gördüğümüzde o heyecanı düşündüm. Neredeyse bir sigara da benim için iç diyecek noktada olduğumu fark ettim. Bir yandan gözlerimi siliyorum, bir yandan konuşuyorum.

İnsan tuhaf oluyor, her şey böyle eksik gibi. 

Yeni bir şey denediğim zaman aklıma geliyor. Yeni bir şeyler denemediğim için hep kızardı. Şimdi bu halimi görse çok mutlu olurdu diye düşünüyorum. Beğendiğim ne varsa da onun görmesini, tatmasını, duymasını istiyorum. Hiçbir şeyden istediğim o zevki tam alamıyorum. Onun ise tek sıkıntısı şu oluyor. « Yeni bir şeylerin içerisinde ya ben eskiyip gidersem… » Dile getirmedi ama anlıyorum. Bu yüzden daha çok elini tutmak istiyorum ama olmuyor. Teknoloji henüz buna izin vermiyor. Bilse ki ben hep yarım kalıyorum, belki o kadar endişe etmez.

Mesafeler belki de bize iyi gelmiştir diye düşünüyorum ama sonra mesafelerin Allah belasını versin, hani tüm kıtalar birbirine yakındı. Hani sınırsız tek Dünya projeleri diye küfür ediyorum.

Onu çok özledim, sevgili okuyucu.

Bunu dediğime şaşırıyorum ama o kavgalı gürültülü günlerimiz meğersem ne güzelmiş.

Benim düzenli olarak eşya toplama ritüelim, kapıları çarpıp çıkmalarım, şunun kadar değerim yok diye yakarışlarım, sonra onun sakinleştirmesi, affedişlerim, onun affetmeleri ve sonunda sarılıp uyumalarımız…

Öyle güzel ve değerliymiş ki insan hepsinin kıymetini gerçekten elinden yitirince anlıyor.

Çok özledim. 

Kendimi şarkılara vurdum. 

Bisikletim Çalındı Bundan Önemli Şey Yok.

Biliyorum yazının başlığı sonuç cümlem oldu ama yapacak bir şey yok. Şu an tüm Fransa’da kırmızı alarm vermek istiyorum. Her yere bisikletimin fotoğrafını yapıştırıp wanted demek istiyorum. Çünkü bisikletimi istiyorum.

Olayı başa olacak olursak, rezalet bir gün geçiriyorum/z.

Birkaç gündür kendimi zaten iyi hissetmiyorum. Dün boyacılar gittikten sonra tüm evi temizledik. Gecenin bir yarısı neyse yarın tüm eziyet bitecek. Yarım kalan mutfak bitecek ve çamaşır makinesi gelecek diye kendimizi avuttuk. Sabah uyanıp çamaşır makinesini ve boyacıları beklemeye başladık. Sabah erkenden uyandık ama tabi ki yine köpek boyacılar gelmedi. Tamam yine geç gelecekler dedik. Çamaşır makinesi için arayıp 3 ve 5 arasında geleceğiz dediler. Biz de 5’ten sonra çıkıp markete gideceğiz ve ardından sonra tüm evin her şeyi bittiği için kutlama yapacağız diye düşündük.

Ama evdeki plan çarşıya uymadı. Pazardan aldığım nar eve geldiğimde bin tane olmadı. Çürümüş çıktı. Ne diyorum ben ya… İşte boyacılar geç gelmeyi bırak hiç gelmedi. Fransız olsalar hayatta böyle bir şeyi yapmazlar, Türk olsalar zaten çoktan ev bitmişti. Ciddi olmayan ve bir o kadar da aptal olan bu iki insan keyfi olarak bugün de gelmedi. 1 aydır bitmek bilmeyen ev iyice beni çıldırttı.

Çamaşır makinesi geldi en azından diye kendimizi avuttuk. Hadi markete gidelim dedik ve yürüyerek markete gittik. Geldikten sonra mutfak iptal olduğu için dışarıda yemek yemeye gidelim dedik. Kutlama olmayacaktı ama en azından yarın bitecek dedik kendimize. Bahçeye bir çıktık o da ne?

Bisikletim yok. BİSİKLETİM YOK! 

Diğer bisikletlere iyice bakıyorum hani benimkisi diye inceliyorum YOK! Nasıl olur bu bahçe kitli, hem de öyle normal kitli değil. Kapı duvar. Anahtarla bahçeye girip evlerimize giriyoruz. Mümkün değil bir başkasının çalması. Komşular?! Kesinlikle komşular ya da komşulardan birinin misafiri çaldı. Bu korkunç. Komşumuz hırsız çıktı. Tamam hırsız ol ama benim bisikletimi geri ver noğlur ya. Kaç euro verdim ben ona. Şimdi bisikletsiz ne yapacağım ben?

Bisikleti unutmaya çalışarak birkaç yer aradık Petite France’de en sonunda crept yemek için bir yeri seçtik. Hayatımda yediğim en lezzetli creptti. Nutellalı ve şekerli olmak üzere iki crepti midemize indirdik. Tabi Cinzia ile aklımızda sadece bisiklet var. Ne yapacağız belki polisi aramalıyız diyor. Ben ise sadece yoldan geçen bütün bisikletleri inceliyorum. Belki canım, biricik ve güzel bisikletim yanımdan geçer de yakalarım pis hırsızı diye ümit ediyorum. Ama nafile.

Sonra başka bir arkadaşla buluşup kanalın yanında biraz şarap içerek günü bitirdik. Elde ne var? Sıfır. Pardon çamaşır makinesi var ve Pazartesi’den beri intertimiz. Ama artık bisikletim yok.

Umarım kapıcı bisikletimi başka bir yere koymuştur. Umarım çalınmamıştır. Belki ben kilitlemeyi unutmamışımdır, belki sadece sitenin başka bir tarafındadır.

Bırakın kendimi kandırmaya devam edeyim. 🙁

Ayrıca bir gün karşılacağım bisikletimle, çünkü ben bu şehirden ayrılanana kadar bütün bisiklet duraklarını inceleyeceğim. Bir gün, denk geleceğim ve sahine hesabını soracağım.

Bugün iyi günümde değilim.

 

Kızmayın Tamam, Bir Daha Yok Bu Kadar Ara.

<a href="http://www.youtube.com/watch?v=6OnVyVynhQA?hl=en"><img src="https://i0.wp.com/www.bazenoyleolur.com/wp-content/plugins/images/play-tub.png" alt="Play" style="border:0px;" data-recalc-dims="1" /></a>

.
Yazı yazmaz oldum. Başta bir sürü iş güç derken bir süre sonra da o kadar aradan sonra dönmeye yüzüm olmadı. Şimdi beni sevgi dolu kucaklayın. Özellikle düzenli olarak her gün acaba yeni bir şey yazdım mı diye bakan sevgili sadık okuyucularım sevgiyle karşılasınlar. Ben geldim ve artık düzenli olarak yazacağımın sözünü önce kendime sonra da size veriyorum.

Şimdi kısa kısa neler yaşadım, neler oldu onları anlatayım…

36 gündür Strasbourg’tayım. Ama hala evde bazı işler tamamen bitmedi. İnternet üç gün öncebağlandı, sonunda. Evin boyanması ise resmen 3 haftadır sürüyor. Nasıl oluyor da sürüyor diye sormayın çok uzun bir hikaye. Bugün ve yarın umarım bitecek. Her şeyin bu hafta sonu bitmesini umuyorum. Umarım biter.

İşimi seviyorum. Çok fazla dallı budaklı ve yoruyor olsa da seviyorum. Her şeyi düzene soktuğum zaman bu kadar yormayacağını düşünüyorum. İyi ki Fransa’yı tercih etmişim dediğim anlar kadar keşke seçmeseydim dediğim anlar da olmuyor değil. Ama kendi alanımda bir işi yapmak her şeye bedel diye düşünüyorum. Başka işlerde bu kadar kendimi iyi hissetmezdim ve motivasyonum düşerdi.

Bugün itibariyle Illustrator öğrenmeye başladım. Umarım çok iyi bir şekilde öğrenirim de blogta ilginç ilginç tasarımlar yapıp sizi çıldırtırım. Şaka şaka gözünüze güzel yenilikler yaparım. Tabi pratik yapmadığım sürece öğrenmek zor olur. Zaten bir şeylerin pratiğini yapmazsan öğrenemiyorsun bu amınakoduğumun yaşamında. Küfür ettim biliyorum, çok ayıp. Ama dil konusunda çok sinirliyim o yüzden. Fransızca çok zorluyor. Önceden en ufak tek bir kelime bilgim olmadığı için çok zor oluyor. İngilizce de pratik yapsan da bir yerde tıkanıyor. Bakalım sonu ne olacak gerçekten merak ediyorum. Fransızca’ya kulak dolgunluğu için en az 6 ay veriyorum. Ondan sonra kelimeleri kusuyorlarmış sanmam. Şu an gerçekten üstüme kusuyorlar sanki. Böğürmeden konuş diyesim geliyor ama demiyorum. Çünkü dersem beni anlar. Çünkü Türk.

Yalçın’a gelirsek bu 36 günlük süreçte çok büyük zorluklar yaşadık. Hem de ne kadar zorlu anlatamam. Tepemin tası attığı zamanlar oldu. Tüm bağları kopartma noktasına geldiğimiz ve affedilemez cümleler kurduğumuz zamanlar… Sonra yine nasıl oluyor da bu adam kendisini bana affettiriyor anlamıyorum. Bir şey yapmasa dahi bir anda tekrar hayatımda buluyorum hem de eskisinden daha güçlü bir şekilde.

İşte bu 36 günlük sürecin sonunda çok güçlü bir şekilde birbirimize bağlandık.

Şimdi bu başlangıç olsun, diğer günler daha çok uğrayacağıma söz veriyorum.

Kendimi affettirmek için şarkı bıraktım size.

Bir de Yalçın’da blog açmış. Paylaşacağım sizlerle, biraz daha yazsın da öyle paylaşayım diyorum. Çünkü aylar önce açtığı bloga anca yazı yazdı ve şimdi yine hevesi geçip yazmayı bırakabilir. O yüzden önce bir yazsın, sizlerle paylaşırım. 🙂