bazenöyleolur

Kendimi bile çizmiştim kahraman olurum umuduyla.

Nefes al, nefes ver.

Hangi kelimeyle satırlara başlayacağımı bir türlü oldum olası bilemedim. Aslında baktığımız zaman ve hatta her zaman ilk aklıma gelen kelime « bazen » olmuştur. Zaten oradan geliyor ya bazenöyleolur felsefesi. Hayatımın odak noktası yaptığım ve her sıkıştığım noktada başvurduğum « aman bazen öyle olur, ne olacak » canım duygusu iyi ki var, hayatımda. 

İnanmazdım ama insanlar değişiyor. Değişiyorum. Şu yazıyı yazdığım wordpress bile son yazdığım yazıdan bu zamana epey değişmiş. Sabit fikirli değilim, insanlar değişmez keskinliğine inanmıyorum. Hepimiz değişiyoruz, bazılarımız daha iyiye bazılarımız daha kötüye ve bazılarımız da sadece ileri doğru. Aslında büyüdükçe olgunlaştığımızı düşündüğümüz her şey değişimin bir parçası olmuyor mu? 

Değişmeyen şeyler ise hayatımızın ortasına oturuyor ve bazen bize ya el sallıyor ya da köşelere bir yerlere saklanarak nanik yapıyor. Elbette benim de hiç değişmeyen yanlarım, kendimi istediğim ve zorladığım halde teslim edemediğim duygularım ve biraz olsun törpüleyemediğim köşelerim var. Bazen köşelerimden birleştirip bir üçgen oluşturup iç açılar toplamı yapıyorum.

Mesela, asla durmuyorum; biraz olsun nefes almıyorum. Eğer gerçekten nefessiz kalırsam bu sefer komple her şeyi bir pazar torbası gibi ortaya bırakıyorum. Kapının dışına bıraksam biraz daha kolay olabilir ama ben tam olarak evimin tam ortasına o torbayı bırakıyorum. Biliyorum, kolay kolay o noktaya gelmiyorum ama hangimizin o ince zeminde ayağı kaymıyor ki. Hele ki bazılarımızın ayağında topuklular varken… Mesela pes etmiyorum. Kulağa ilk başta çok hoş gelen bu durum aslında insanı içten içe kemiren bir döngüye sokabiliyor. En azından beni sokuyor. Ama belki bir başka yol daha vardır diye diye beynimin bütün parçacıklarını « güm güm » diye zonklatırken uzun bir süre de verimli uykuya hasret kalıyorum. Hoş değil. Ve bu hayatta hoş olmayan ama bir şekilde hayatlarımıza dokunan o kadar çok var ki… Keşke artık dokunmasalar. Duyduğumuz ve bildiğimiz bütün kötü şeyleri keşke beynimizin spam kutusuna gönderebilsek. Evet, beynime spam kutusu oluşturmaya çalışıyorum.

Bu arada bir de şey vardı değil mi? Her şey güzel olacak.  İnsan inandığı kadar yaşarmış. Bu cümleye inanalım hatta sıkı sıkı sarılalım. Hayatımın her döneminde güzel şeyler gördüm. Kötü şeyleri de halının altına süpürülmez ama pes de etmemeliyim direkt üstlerini hortum ile yıkadım. Halbuki önce dip köşe toz almak ve yine dip köşe süpürmek ve sonunda da mis kokulu bir deterjan ile silmek lazımdı. Bu yüzden bir anda güneş çıktığı zaman yoğun tazikli suyun vermiş olduğu su lekeleri güneş ışığıyla gün yüzüne çıkıyor. Yapmayalım, yapanı uyaralım.

Bu yazı da « ne diyecektim ne oldu » oldu yine. Hatalı değil, iki kere oldu var burada. Okuyunca tuhaf geliyor ama içinden tonlamalı sesli okuyunca güzel oldu. Bence yani.

 

Ara sıra blogta buluşalım.

Özleşmişiz.

Hasret giderelim.  

Yorumlar

  1. Enes
    30 janvier 2019 à 20:32 (7 mois ago)

    Merhaba, blogunuzu yeni takip etmeye başladım. Dilerim ki bu güzel blogunuz uzun ömürlü ve bol ziyaretçili olur. Mutlu bloglamalar 🙂

    Répondre

Yorum Alanı