bazenöyleolur

Kendimi bile çizmiştim kahraman olurum umuduyla.

Yeninin eskiyi kucakladığı anlara…

Biraz sana, biraz bana. Ya da hiç kimseye. Ama, o hep bildik hislere…

.

İnsanların hayatlarında her şey adım adım bir o kadar da evre evre gerçekleşirken benim dünyamda her şey bir anda pat diye gerçekleşiyor. Ben daha ne olduğunu anlamadan hayat bambaşka yöne sürüklemiş oluyor. Sanırım o nedenle ara sıra böyle uzkalaşmalara durup nefes alabilmek için ihtiyaç duyuyorum. Nitekim kendi kararlarımın sonuçlarını yaşadığım müddetçe bu sürüklenmelerden oldukça keyif aldığım da elbette doğru. Ancak kimi zaman ruhum yoruluyor ve bir yastığa kafamı gömüp gözlerimi kapatmak istiyorum.

Yorgun muyum? Hiç olmadığım kadar. Keyifli miyim? Tahmin edemediğin kadar.

Yine bir kulaklığın kabloları gibi her şeyin birbirine dolandığı şu günlerde aklıma gelen “göçmen” olgusunu ister istemez kendimle değerlendiriyorum. Dile kolay doğduğum büyüdüğüm topraklara gitmeyeli yaklaşık 1 yıl oluyor. Tam bu 1 yıldır sevdiklerimden; ailemden ve arkadaşlarımdan uzakta sadece uzaktan ilişkilerimi sürdürüyorum. Birkaç güne ise elimde tek adres olmadan bavullarımı alıp yola çıkalı 5 yıl olacak.

İlk yılları düşünüyorum. Mesela geldiğim ilk yıl içinde birçok kez gidiş geliş yapmıştım. Zaten hep öyle değil mi? İlk yıllar sık sık ziyaretlerde bulunurken her geçen yıl bu ziyaretler azalmaya ve sonunda da seyrekleşmeye başlar. Nereden mi biliyorum? Çünkü ben, sen ya da o fark etmeden alıp çantasını bir başka ülkeye göç edenlerin ilk baştaki endişeleri daha sonra farklı endişelere ve streslere devriliyor. İlk başlarda acaba buraya alışabilecek miyim, bu dili öğrenebilecek miyim, acaba gerçekten arkadaşlarım olacak mı soruları istediğim işi bulabilecek miyim, ana dili olan insanlar varken beni tercih etmelerini nasıl sağlayabileceğim sorularıyla yer değiştirirken bir bakmışsın bütün o sorular ardında kalmış. Günler ayları, aylar yılları kovalarken cevabını verdiğin her soruda biraz daha gelişiyor, biraz daha değişiyorsun.

Şöyle baktığımız zaman kimimiz politik nedenlerden, bazılarımız daha iyi bir hayat sürdürmek için, kimimiz ekonomik nedenlerden ve bazılarımız da sadece yeni bir dünya keşfetmek için doğduğu ve büyüdüğü ülkeyi ardında bırakıp başka bir ülkeye “evim” demek için yola çıkıyor.  İşte, o ilk zamanlar eski evininin özlemi burnunun direklerini sızlatıyor ve özlem kokusu burnuna her tüttüğünde bir solukta evini, bildiğin dünyayı ve hatta kendini ziyaret ederken buluyorsun. Çünkü hala o zaman o eve eski diyemiyor ve eski ile yeni ev arasında ikilemde kalıyorsun. Çünkü biliyorsun ki oradaki sen, aslında sensin. Hep bildiğin sen. Diğer taraftaki emeklemeyi yeni öğrenen senden çok daha tanıdık. İçinde bir yerlerde dile getirsen de getirmesen de bunun savaşını veriyorsun. Bu savaş bazen çok yıpratıcı ve derinden etkileyen bir süreç olabiliyor. Bu nedenle bu deri değişimini yaşamak istemeyenler yeni dünyanın etinden sütünden faydalandıktan sonra bavullarına güzel anılar ve tecrübeler ekleyerek geri dönüyorlar.

Kalanlar ise artık iki ayrımı tepeden tırnağa yaşamaya başlıyor ve her iki taraftaki evim dedikleri ülkeye bakıyorlar. Sanıyorlar ki bıraktıkları o eski evde, her şey aynı kaldı. Öyle olmuyor…

Mahallesinde saklambaç oynadığın, sokaklarında kızlı erkekli maç yaptığın, ilk aşkını ve yine ilk aşk acısını yaşadığın o şehir her geçen gün senden uzaklaşıyor. Sevdiğin arkadaşlarının gelişmelerini facebooktan ya da instagramdan gördükçe gönderiye kalp diğer bir deyişle “like” atıyorsun. Ayrıca şanslıysan en yakın arkadaşlarının en güzel haberlerini içinde bulunduğun whatsapp gruplarından alıyorsun. Sonra dönen sohbetlere bakıyorsun ve aslında o dönen güzel sohbetlerden ne kadar da uzaklaştığını hissediyorsun. İçinde yer almadığın selfieler her yeri sarmaya başlıyor. Gündemler çok sık değişiyor ve takip etmekte zorlanıyorsun. Aslında takip etmeyi de farkında olmadan bırakmışsın. Alışıyorsun… Bir tek özel ve güzel günlere alışamıyorsun… Bir şeyler hep içinde bir yerde eksik kalıyor. Çünkü biliyorsun ki o fotoğrafın içinde olsaydın sen de öyle gülecek ve o güzel anların tadını sevdiklerinle çıkartabilecektin. Ama şimdi uzaktan hiçbir şey hissetmiyorsun. Haber kaynağında hızlıca gönderilere beğeni atarak geçiyorsun.

Ama tuhaftır ki eski evine döndüğün o küçük sürelerde hiç kopmamış gibi bağlarına tutunuyorsun. Ailenle doyasıya zaman geçiriyorsun. Online platformlardan aktaramadığınız ne kadar şey varsa onları karşılıklı daha da özenli paylaşıyorsunuz. Bazı arkadaşların evlenmiş oluyor, hem de hiç tahmin etmediklerin. Bazıları da kendilerini başka şeylere adamış oluyor. Herkes hem biraz aynı hem de biraz farklı gibi. Kızlı erkekli hepiniz bir araya geliyorsunuz ve eski günlerdeki gibi sohbetin dibine vuruyorsunuz. Hayatlarınızda kaçırdığınız, şahitlik edemediğiniz ne varsa o birkaç saatte hiç susmadan sığdırmaya çalışıyorsunuz. Sonra bir dahaki sefer için şimdiden plan yapmaya başlıyorsunuz.

Sonra kendi evine dönüyorsun…

Aslında sen de başka bir evde yeni fotoğraf karelerini yeni arkadaşlarla doldurmaya başlıyorsun. İlk başta hiçbir zaman anlamayacağını düşündüğün o kültürün esprilerini ilk anlamaya başladığındaki o hissettiğin duygu, tıpkı ilk yabancı dilde gördüğün rüya ile aynı hissiyatı yaşatıyor. Belki de evim demeye o andan itibaren başlıyorsun. Önceleri yaşadığın o iki dünya arasındaki ikilem, şimdi terazide daha farklı bir hâl alıyor. Kendine evim dediğin, ülkem dediğin o ikinci yaşamın koşturmasına kendini kaptırmış oluyorsun.

İşte… Bazen yoruluyorsun. Durup nefes almak istiyorsun.

İşte o durduğun anlarda eski seni çok özlediğini hissediyorsun. Hangisi sendin ve hangisi senindi kestiremiyorsun. Belki de kendinin de her şeyin etinden sütünden yararlandığını düşünüp bavulları ortaya çıkarmak gerektiğini düşünüyorsun. Özlemek, o eksiklik, o bir şeylerin yarımlığı içinde derin bir sızı oluşturuyor. Çünkü biliyorsun ki anadilinde yaşamamak hep biraz eksik bırakacak. Sonra biraz diğer tarafa geçeyim neler oluyor gündemde diye göz atıyorsun. Kadın cinayetlerini, korkunç çocuk istismarlarını, her gün kavga eden insanları, toplumun mutsuzluğunu ve her geçen gün artan hoşgörüsüzlüğü ekşisözlükte sadece birkaç dakika göz gezdirerek görebiliyorsun. Hele ki diğer platformlara ve gazetelere baktığın zaman bir kez daha yeni evinin sana yuva olmuş olmasına şükrediyorsun. İçinde yaşarken hissetmediğin ya da alıştırılmış olduğun her şey 5 yıl gibi bir süreden sonra ilk gördüğün şey oluyor. Üzülüyorsun. Çünkü biliyorsun ki orası da senin yuvan. Ama sonra yine biliyorsun ki artık burası da senin yuvan.

Zaten biliyorsun ki orada da kimse eskisi gibi değil. Sonuçta sen iki yuvanın nimetlerinden ve güzelliklerinden faydalanıp bugünkü senin hamurunu iyice yoğuruyorsun.

Geçmişe iç geçirirken geleceğe umutla bakıyorsun.

septembre. vesoul.

Yorum Alanı