Otobüslerle Ciddi Düşünüyorum

15Şu küçücük merkezde bile defalarca nasıl otobüsleri karıştırdığımı ya da nasıl otobüs duraklarını gözden kaçırdığımı hatırladıkça vay arkadaş ya gerçekten bir sorun var diyorum kendime. Sen onca şehir gez kaybolma ama bu şehre gelince her yıl olaylar yaşa. Bunu nasıl başarıyorum inanın ben de bilmiyorum ama öyle dalgın olacak anılar biriktiriyorum ki her bir kaldırımda; aklım kayıp gidiyor.

Önceleri yani 3 yıl öncesine kadar otobüs kullanmayan bir öğrenci olarak; aman baba buradayım, aman kuzen şuradan al, ee beni kim bırakmak istiyor gibi laf salatalıklarıyla ömrümü sürdürürken ilk şehirler arası otobüs yolculuğumu 3 yıl önce yapmış oldum. Hatta ve hatta ilk trene de o yılın sonunda ben hiç binmedim ya diyerek binmiş oldum. Ben treni sevdim sonra treni kaldırdılar. Ne yazık bana…

Böyle böyle şehir içi ya da şehirler arası otobüs maceralarım o kadar çok birikti ki tek ben olamam değil mi bu kadar olay yaşayan diye kendime sorup durdum. İlk senemin, ilk haftasıydı bu dillere düşen maceramı yaşadığımda. Merkez küçük olduğu için ve yurdum merkezde olduğu için otobüs kullanmama pek de gerek kalmıyordu. Taksi her kaybolma hissine çözüm oluyordu. Ancak o zamanlar erkek arkadaşım bu şehrin dağ başında yaşadığı için ki şu an ben de burada yaşıyorum, hayat gerçekten çok garip. İşte o gün de arkadşalarına geçeceğiz. Zaten toplasan 2 kere yukarıya çıkmışımdır, onda da hiç yalnız değildim.

Otobüslerin nereden nasıl hareket ettiğini bile bilmiyorum. Daha ilk haftam yürüyüş yolunu keşfetmekten başka bir şey yapmamışım. Gelip alayım dedi ama onun gelmesi 40 dakika sonra tekrar 40 dakika böyle bir eziyeti uygun görmedim. Keşke görseydim dedim sonra, demedim değil. Bana şuradan bineceksin dedi. Tamam zaten şurası 5 dakika ne var yani. Ama gel gör ki sersem bana karşıya geç dedi. Meğersem karşıdakine değil, ilk adım attığım yerdekinden binecekmişim. Bunu 1 saat sonra anladık. Bir türlü yol bitmek bilmeyince isyan bayraklarını çektim ve sevgili otobüs şoförüyle konuştum. O zamanlar bu şehirde mesela 5 numarasaysa 3 tane farklı güzergahlara giden 3 numara vardı. Böyle bir karışıklık mevcuttu. İşte bu da o taraftan inen, yan ilçeye gidecek olan hatta oradaki bir dağı tırmanacak olan ve sonra tekrar merkeze dönecek olan ondan sonra benim gideceğim yere gidecek olan otobüs hattıydı. Şimdi merkezden benim gideceğim yer 40 dakikaysa kalanını siz hesaplayın işte. Ne kadar yolculuk ettiğimin saatini tutamamıştım. İneceğim dedim, sevgili adam indirmedi. Eğer inersen ve burada bekleyecek olursan yarım saat beklemek zorunda kalacaksın. Nasıl yani dediğim de olay bir bir yerine oturdu. Bilmem mi kaç dakika da geçen hatlardaydım. Peki dedim başka şansım yoktu zaten.

Bu arada otobüse devamlı birileri biniyor, devamlı iniyordu. Komple içindeki insanlar değişiyor; bir otobüs şoförü bir de ben değişmiyordum. Onca saatin ardından adam beni istediğim yere bıraktı. İlk tecrübemi de ilk hatlardan kaç bin tane farklı güzergaha giden aptalca bir sistemleri olduğunu da yaşadım. Ama bana yetmedi. Hemen tecrübe edinememişim.

Bir yerde alışveriş yapıyorum; yürüyerek 15 dakikalık mesafedeyim sanırım. Ama acelem var ve ortalıkta taksi yok. Arkadaş da hemen ilk gördüğümüz otobüse atlamamızı sağladı. Dur bu bence değil derken çoktan binmiş olduk. Doğru hissetmiştim, şehir arkamızda kalıyordu ve biz şehirden uzaklaşıyorduk. Sanayiyi falan gezdikten sonra en son otobüs şoförü bana döndü ve kahkaha atarak aslında sen yine yanlış bindin dedi. Aman Allah’ım 2 gün aralıklarla adamın otobüsüne iki kez yanlış biniyorum. Ama acelem var benim derken otobüslerin kalktığı yerden hemen bindirdi 5 dakika da geldim geleceğim yere. Adam da biz de gülmekten nasıl olur ya demekten kendimizi alamıyorduk. Adamı şu an görsem, şu an tanırım. Adam da saatlerce benimle yolculuk yaptığı için unutmamış tabi.

Geçen yıl da adımın nasıl navigasyon bozucuya çıktığını anlatabilirdim ama olayın benimle hiç ilgisi olmadığı için ve bunun ceremesini Okan çektiği için bu konunun anlatımını hep ona bırakmışımdır. Defalarca benim yüzümden bildiği yolları nasıl kaybettiğini, sola döneceğini bildiği halde nasıl sağa döndüğünü en iyi o anlatır. Benimle yürürken peşime takılıp nasıl gidecekleri yoldan yanlış yöne saptıklarını yaşayanlar daha iyi anlatır. Ben yolu biliyormuş gibi kendimden emin yürüsem de bana ne bakıyorsunuz siz? Gidin işte bildiğiniz yoldan… Artık arabalarda ön koltukta oturmuyorum, arka camdan sağı solu izliyorum. Yürürken kendimi frenliyorum, onların yarım adım benden önce gitmesine izin veriyorum ama yine de adım hala navigasyon bozucusu olarak her toplulukta maceralarımın anlatılmasına engel olmuyor.

Aradan 3 yıl geçti ve daha 2 gün önce ineceğim durağı bile bile kaçırdım. Dağ başı dediğim yerde kendi evimin önünden geçtim gittim daha da yukarılara. Biraz daha zorlarsam okula çıkacaktım. Merkezde tanık olduğum iğrenç olay sonrasında ciddi anlamda moral bozukluğu ve üzüntü ile bir şey yapmadan eve çıkmaya karar verdim. Bindim otobüse, taktım kulakları. Yol 40 dakika zaten ve o kadar tin tin gidiyor ki uykusu olmayanı uyutacak vaziyette. Dışarıyı izliyorum ama aklımda hala tanık olduğum o manzara, bir türlü kendimi toplayamıyorum. Gözleri gözlerimin önünden gitmiyor. Üzüntü ve sıkıntıyla aslında eve geldim ama durağın önünden bakarak yukarıya doğru çıkmasına izin verdim. Hatta biri inmiş bile olabilir, ona rağmen fark edip inmedim. Öyle bir dalgınlık ve öyle bir burukluk ki Akademi’de inmem gerek dedim.

Kafamın dağılması için ve bilerek durağın önünden geçip gittiğimi kabul etmemem için arkadaşı aradım. Size geliyorum dedim. O da şok oldu tabi. Sen bize gelmek, iyi misin soruları eşliğinde eve ulaştığımda otobüs durağını nasıl ve neden kaçırdığımı sonrasında da eve bu şekilde geçmek istemediğim için onlara uğradığımı anlattım. Beni eve bırakırken benim kadar dalgındı. Sanırım tek kahkahalar atarak anlatamayacağım bir durak kaçırma olayı olarak kalacak.

Bu arada onca şehir gezip gerçekten hiç kaybolmadık. Sora sora Bağdat biliyorsunuz; sorarsanız doğruyu bulursunuz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir