İçsel Hesaplaşmalar Manifestosu

Günah çıkartıyorum, bahar yapraklarını yavaş yavaş dökerken üzerime. Kendimi acımasızca cezalandırmamın ve bir adım bile ileriye gidemeyecek kadar tutsak olmamın bedelini ödüyorum. Her gece, her akşam, her gün doğumunda yeniden aynı acıları yaşattığım için en çok kendimi affetmiyorum. İçimde koca boşluklar açıyorum.

İçimdeki boşluğu müzikle doldurmaya çalışıyorum. Çoğu zaman hüngür hüngür ağlatan ve başka biri dinlediğinde o duyguyu alamadığı şarkılar biriktiriyorum. Kimsenin görmesini istemediğim yanlarımı, gece herkes yorganını üzerine çektikten sonra biriktirdiğim şarkılarla karşıma alıyorum. Öyle çocuk ki başını okşayıp “Bir gün tüm kırıkların canını acıtmayacak.” diyorum. Şefkatle o küçük kız çocuğuna sarılmak istiyorum ama geri bir adım atıyor. Hepsi senin suçun der gibi gözlerini gözlerimden ayırmadan bakıyor. Sarılabileceğim bir içim bile kalmadığını o zaman anlıyorum. Ahh Tanrım, hepsi benim suçum. Hepsi ne kadar da onun suçu.

Suçluluları suçlarıyla bir araya getirmeye kimsenin gücü yetmiyor.

Paralel evrende yaşadığımız duyguların seceresini küçük bir kız çocuğuna tutturduğumdan beri suçlarımı şurada bırakarak arkama bile bakmadan kaçmak istiyorum. Bir daha benden nefret ettiğini söylemesine izin vermek istemiyorum. Ben o kadar çok kendimden nefret ederken bir de onun küsmesini taşıyamayacak kadar zayıf olduğumu fark ediyorum. Zayıflıklarım yalnızlıklarımla doğru orantılı ilerliyor. Bu kadar büyümeden önce; o küçük kız çocuğu kadar küçükken hep bunun ters orantılı olacağını düşünürdüm. Tecrübeyle sabitleyerek öğrenebiliyorsun, düşünerek öğrenemiyorsun.

En azından şapkamı çıkartıp tüm her şeyi karşıma koyabilecek kadar hala güçlüyüm. Birazcık şefkate ihtiyacı olan içimin, sıkıntılarını siktir ederek af diliyorum. Artık geceleri daha sakin yaşıyorum; mesela uyuyorum. Bazen gecenin bir yarısında uyanıyorum, gözlerim de kalbim de hala onu arıyor. O zaman kendime küfür ediyorum. Önceden gece gündüz açık olan bilgisayarım artık daha sakin çalışıyor. Uykudan uyanınca birkaç şarkı eşliğinde uyumak için eski görevini tamamlıyor. Şarkılar içimi dolduruyor; bazen kanatarak bazen de öperek. Bir de mesela artık geceleri yazmıyorum. Aslında geceleri yazmayı özledim.  Karşıma geçip; geceler hep daha boktan bir hal alıyor, sabahları umut dolu cümleler kur dediğimden beri sabahları buraya gelip yazmayı deniyorum.

Bunların hepsi bizim için attığım güzel adımlar değil mi küçüğüm?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir