Hem Nice’te, hem de Nice’e çok uzak: Vence

Soğuklardan çok şikayet edince kış ortası küçük bir güneşli kaçamağa hayır diyemezdim. Bu sefer öyle planlamalardan bahsetmeyeceğim. Çünkü gerçekten hiçbir plan yoktu. Yolculuğun üç gün öncesi “tamam, gidelim” diyerek uzun soluklu bir yolculuğa çıkmış olduk. Evet, bu sefer araba ile yollara düştük. Ortalama 9 saat süren yolculuğun ardından bir akşam vakti Vence’in dağ yamaçlarındaki eve ulaştık.

Strasbourg’un soğuğundan sonra inanılmaz bir sabaha gözlerimi açtım. Güneş, balkondan içeri süzülmüş ve beni güzel bir havaya davet ediyordu. Bilenler bilir; güneş enerjisiyle çalışan bir bünyeye sahip olduğum için koşa koşa merdivenlerden inip kendimi bahçeye attım. Gördüğüm manzara beni benden almaya yeterince yetti.

Vence

Öncelikle Vence için hem Nice’te hem de Nice’e çok uzak demek istiyorum. Geçen sene 14 Temmuz kutlamalarında Nice’te yaşanan kamyon faciasından sonra ne yazık ki çok ciddi bir turist kaybı yaşanıyormuş. Bu yüzden de Vence için Nice reklamını yapmak biraz riske giriyormuş ama Nice’ten uzak diyerek de güvence altına almaya çalışıyorlarmış. Beni buraya bırakırsak saatlerce bir şeyler anlatırım. O yüzden gezi notlarıma geçiş yapalım.

Vence, Nice’e araba ile en fazla 3o dakika uzaklıkta güzel ve huzurlu evleriyle tanınmış sakin bir kasaba. Özellikle çok popüler olmaması nedeniyle Hollywood yıldızları tarafından sakin bir tatil için tercih ediliyormuş. Sanırım bu yüzdendir ki evleri de yaşamı da oldukça pahalı. Zaten her yerde emlak ajansları mevcut. Şöyle vitrine göz atınca kiralar ve satılık evler dudak uçuklatan cinsten. Genel olarak evler Alp’in dağ yamaçlarında tercih edilmiş ve şehrin manzarasının tadı çıkartılmaya önem verilmiş.

Vence’te ya da Nice’te neler yapılır?

Gerçek bir temiz havanın sizi sarhoş etmesine izin vermek için mevsim bahar ve kış ise bol bol yürüyüş yapılır.

Vieille Vence bölgesindeki eski şehir gezilir. Daracık sokaklardaki dükkanlardan hatıralık eşyalar alınabilir.

St. Paul de Vence

St Paul de Vence’e zaten gidilmezse katiyen olmaz. Rengarenk çiçeklerle donatılmış ve dar sokaklardan oluşmuş eski köy olarak geçer. Bu eski köy sanatıyla ve sanatçılarıyla ünlüdür. Tarihte de Picasso gibi birçok ünlü ressama ev sahipliği yapıp ilham kaynağı olmuştur. La Fondation Maeght Müzesi’nde de resim sergileri bulunmaktadır. Vaktiniz varsa ve ilginizi çekiyorsa müzeye de girmenizi tavsiye ederim. Ne yazık ki ben çok iyi resimden anlayan bir insan olmadığım için maksimum 1 saatte bitirdim. Sanırım bunun 20 dakikası da o çok güzel yemyeşil labirent bahçesinde vakit geçirdim. Köyde çok güzel butik dükkanlar ve resim galerileri mevcut. Biz bir Noel’in ertesi günü olan Pazar günü gittiğimiz için ne yazık ki neredeyse hepsi kapalıydı. O yüzden içleri hakkında bilgi veremeyeceğim ama dışarıdan çok güzel görünüyorlardı. Yine de sakin ve sessiz gezmeyi tercih etmiş bulunuyoruz. Sokakların tadını çıkartarak insan saatlerce fotoğraf çekebilir.

Antibes Juan-les-Pins’e gidilir ve denizin tadı çıkartılır. Sahilde yürüyüş parkuru var; o da tamamlanmaya çalışılır. Ben biraz o gün rahatsız olduğum için yürüyüş parkurunu yarısına kadar tamamladık. Gerçekten çok güzeldi. Denizin ve güneşin tadını dosyasıya çıkartıyorsunuz. Sahilden sonra yemek marché bölümünün girişindeki restaurantı önerebilirim. Muzlu ve nutellalı krepi krem şanti ile o yorgunluğun üstüne inanılmaz bir şekilde afiyetle yediğimi hatırlıyorum. Hem rahatsız hem de yorgun olduğum için sadece krepe odaklanmış ve not almayı unutmuşum. Bu nedenle ne yazık ki restaurantın adını veremeyeceğim. Ama o pazar girişinde sağda kalıyordu.

Nice’e gidilir. Yani ben öyle doğrudan büyük Fransız şehirlerine bayılamıyorum. Marsilya’da da öyle olmuştu. Ölüyorum, bitiyorum diyemiyorum. Çevresindeki Vence gibi Cagnes gibi ya da Antibes gibi civarları daha çok seviyorum. Ama sonuçta buraya kadar gelip Nice’e uğramamak da olmazdı. Nice’e müzeye gitmeye karar verdik aslında. Modern Sanatlar Müzesine gittik. Öğrenci kartınızı gösterdiğiniz zaman ücretsiz oluyor. Ernest Pignon‘un çalışması mevcuttu. Sanırım gerçekten çok ilginç buldum. Her dönem farklı ve güzel bir çalışma olduğunu müze müdavimleri bildirdi. Müze çıkışı en canlı caddesinde yürüdük. Bana nedense Kadıköy’ün arka sokaklarını anımsattı. Noel dönemi de olduğu için kendimizi Noel Pazarı’na atıp bu sene bitmek bilmeyen “pamuk şeker” yeme arzumu mutlu sona erdirdik.

Nice Noel Pazarı

Bir akşam yemek için Cagnes tarafına gidilip deniz ürünleri yenilebilir. Biz burada Santa Lucia‘ya gidip midye yedik. Fiyatını normal bulduğumu söyleyebilirim. Öyle çok pahalı bir restaurant değildi. Linkte çok az menü içeriği görünüyor ve pahalı görünüyor. Ama gittiğinizde uygun fiyatlı 10-15 arası bir şeyler bulabilirsiniz. Midye sunumları çok hoştu. Kocaman renkli bir tencerede geliyor; masadaki herkese farklı renkte tencere getirmeleri de daha bir hoş duruyor. Ben elbette bitiremedim.

Antibes Juan-les-Pin

Vence’te olup Nice’e, Nice’te olup Vence’e gitmek için ulaşım otobüsler ile mevcut. 400 numaralı otobüsün çok sık aralıklarla geliş gidiş yaptığını yerlilerden duymuştum. Fiyatları da normalmiş; şehir içi otobüs olarak geçiyor zaten. Buradaki linkteki saatlere göre gezinizi planlayabilirsiniz. Otobüs kullanmadığım için net bir zaman dilimi veremeyeceğim ama kullananlar yarım saat sürdüğünü söylüyor.

St. Paul de Vence

Cannes’a gidilir. Ama biz zaten yeterince gezdiğimiz için artık başka bir yere gidecek enerjimiz yoktu. Amacımız öyle durmadan gezmek tozmak değil gerçekten dinlenmek ve güneşin tadını çıkartmaktı. O yüzden biz gitmedik ama siz elbette rotanıza ekleyin.

Ne zaman Güney Fransa’da olsam güneşe doyduktan sonra evime dönmek için gün sayıyorum. Strasbourg bana daha masalsı bir haz veriyor. Bu yüzden sanırım bu küçük ve sıkıcı şehri çok seviyorum.

Yol açık, yola çık. 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir