bazenöyleolur

Kendimi bile çizmiştim kahraman olurum umuduyla.

‘bazenöyleolur’ Kategori Arşivi

Canı Sıkılan İnsandan Kork

Tek canı sıkılan, sıkıntıdan patlayan, ne yapacağını bilmeyen tek ben değilimdir eminim. Ama herkes bir yerlere saklanmış bulmamızı istemiyorlar gibi. Yine de oralarda bir yerlerdesiniz, çıkın ortaya.

Hayatta en büyük hastalık hiçbir şey yapmama hastalığıymış. Bizzat şu günlerde yaşayarak görüyorum. Çağımızın en büyük vebası kesinlikle hiçbir şey yapmadan yaşamak… Hayatımı o kadar hızlı yaşamaya, o kadar dolu geçirmeye alışmışım ki şu günleri böyle bunalımlı geçiriyorum. O kadar yoğunken ne zaman bitecek bunlar, ne zaman kafamızı dinleyeceğiz, ne zaman sakin bir hayatım olacak diye çıldırıp duruyordum. Meğersem o günler en güzel günlerimmiş.

Annemin dediği gibi sakin günler geçirmek bana göre değil. İlla ki bir şeylerle uğraşmalıyım. Yoksa amaçsız amaçsız ortalarda dolanmaktan bunalıma giriyorum. Bu böyle olmuyor bari bir iki sanatsal şeyle uğraşayım dedim. Benim için farklı bir alan, babam için ise bitsin artık bu çile moduna dönüştü.

Çıkarttım tüm t-shirtlerimi orası burasını kesip yeni modeller çıkartmaya başladım. Gittim gerekli birkaç malzeme de aldım. Makasımı alıp yakalarını, kollarını, eteklerini her bir yerlerini keserek sanatsal bir çalışma kattım ortaya. Tüm günümü onlarla gerçekten çok güzel geçirdim. Biraz daha internette model çeşitlerini gezinmeliyim diye düşünüyorum. Daha farklı nerede absürd şey var onu bulmalıyım. Hatta hemen yapamayayım böyle günlerce uğraşayım istiyorum.

Bugün tam olarak panayır alanına çevirdiğim odanın kapısında dikilen babamın şaşkınlığını doğal karşılıyorum. Sonuç olarak tek boş yer yok ve her şey kumaş çöplüğüydü.

-O benim t-shirtüm değil mi?

-Ya baba, hiç giymiyordun tamam mı? Orada eskisin kalsın mı? Ben giyeceğim artık.

-Ne diyorsun?

-Baba istemiyorsan söyle geldiğim gibi giderim. Bir t-shirtü bana çok görüyorsun.

Büyük taarruzu duygusal atakla atlattığımı düşünürken birden yine bir soru geldi.

-O senin daha dün aldığın t-shirt değil mi?

-Ya baba kesmek için xxl aldım ben onu.

Sonra annen gelsin de bu odayı görsün bittin sen bakışı attı ve uzaklaştı. Ben de sanatıma boyalarla devam ettim. Bir ara pantolonlarımı da kesip kapri ya da şort falan yapayım dedim ama babamın birden çok üzerine gitmemek gerek diye düşündüğüm için onu bir süreliğine erteledim.

Bu arada bilgisayarım hala gelmedi. Yedek parça bekleniyormuş. Bilgisayar gelmeli dedikçe gelmemekte inat ediyor. Gezinin ertelenmesini istemiyorum, inat etme de gel artık. Hayır babamlar da bilmiyor serviste olduğunu. Ben dokunmadım desem de inanmayacak ki. Tüm her şeyi bozmakla yükümlüyüm zaten. Ben bu evde olmasam bile bozulan her bir şeyden ben sorumlu olabilirim. Tamam geçmişim pek parlak değil ama insaf ya.

Ben bunları böyle düşünürken babam elinde kocaman bir kumaşla geldi ve al sana sanat dedi. Şimdi tüm her şeyi rahat bırak ve bu kumaşla ne yapıyorsan yap dedi. Sanki ben kumaştan dikerek yeni şeyler yapabileceğim. Sanatımın en güçlü gününde babam tarafından dibe vurmuş bir şekilde buralara kadar geldim.

Sanatıma dokunma baba! 🙁

 

Yarın da sabahın köründen başlayayım bari düğünlere hazırlanmaya. Yoksa nasıl geçecek bu zaman.

Beklenmeyen Misafir

Suyun kaynamasını beklerken bir yandan da elindeki dergiyi karıştırıyordu. Zil çaldığı anda yerinden irkildi. Kapının dürbününden baktığında yüzü kireç gibi oldu. Nereden bakarsa baksın o çift gözü her yerde tanırdı. Kapıyı açmadan önce karşısındaki aynaya baktı ve tokasının arasından çıkan saçlarını düzenledi.

Sanki onu bekliyormuş edasıyla kapıyı açıp hoşgeldin dedi. Gelebilir miyim diye sorduktan sonra sorusunun cevabını almadan çoktan ayakkabısını çıkartmaya başladı. mutfağa geçerken kendime kahve yapıyordum, sen de ister misin diye seslendi. Evet, ama üçü bir arada olsun diye ekledi.

Adam salona şöyle bir göz gezdirdi. Kendinden izler aradığı o kadar belliydi ki dayanamayıp sordu.

-Şu köşede ev hediyesi olarak aldığım vazo yok muydu?

Elinde iki fincanla salona girerken;  komşunun kızı kırdı diye cevap verdi.

-Kapıyı başkasının açacağını tahmin ediyordum. Seni beklemiyordum. Taşınmış olacağını düşünüyordum.

-Evimi hep sevmişimdir bilirsin.

Neden burada olduğunu sormak istiyor ama bir türlü kelimelere dökemiyordu. Bu şehirde, bu evde, şu an onun salonunda ne arıyordu. Adam, kadının aklından geçenleri az çok tahmin ediyordu. Kadın kadar heyecanlıydı ama rahat davranıyordu. Birkaç iş görüşmem var, dün geldim. Yolumda buradan geçince bakmak istedim dedi.

Kadın kahvesinden bir yudum aldı. Gözlerini ondan uzak tutmaya çalışsa da başaralı olamıyordu. Saçlarını artık eskisi gibi taramadığını fark etti. Gözleri de çok yorgundu. Onu incelerken aslında bir zamanlar onu ne kadar çok sevdiğini hatırladı. Ne zamandan beri üçü bir arada içtiğini, saçlarını ne zamandır böyle taradığını, kravatanı ne zamandır çizgili kullandığını sormak istedi.

-Sen nasılsın? Neler yapıyorsun? diye sordu adam.

-Eski işimden ayrıldım. Kendime daha çok vakit ayırabileceğim daha iyi bir yere başladım.

-Orası zaten seni çok yoruyordu. Senin için doğru bir karar olmuş.

-Zamanla her şeyi fark ediyorsun.

Adam sustu. Kadın devam etti.

-Sahi bir kızın olmuş. Tebrik ederim.

-Teşekkür ederim. Çok çabuk büyüyorlar, kocaman oldu. Seni ne zaman evlendiriyoruz?

Kadın daha birinci düğümü çözememişken ikincisi daha ağır geldi. Yok diyemedi. Senden sonra hayatıma doğru düzgün hiçbir adam giremedi. Senden sonra kollarımın arasında kimseyi büyütemedim. Hiç kimseye sana baktığım gibi bakamadım diyemedi. Bunları çoktan aşacak yıllar girmişti araya. Gözlerinin dolmaması için tanrıya dua ederken, evlenmeyi hala düşünmüyorum ama hayatımda biri var. Böyle çok mutluyuz dedi.

Sanki yıllar önce bu kapıdan çıkıp giden o değilmiş gibi şimdi geçerken uğradığında her şeyin bıraktığı gibi olmasını bekliyordu. Kadın zamanın tüm gücünden yararlanmış ve dimdik ayaktaydı. Yıllar önce gelmiş olsa bu kadar kararlı karşısında duramazdı. Gözyaşlarına çoktan boğulur, bunu bize neden yaptın diye sorardı. Hatta onu bırakmaması için yalvarabilirdi.

Kadın ayağa kalkıp çekmeceden bir albüm getirdi. İşte bu. Belki zamanla beni evliliğe ikna eder dedi. Adam fotoğrafa baktı. Yabancının kollarındaki kadının gülümseyişini, dudak kenarındaki gamzesini, gözlerindeki geçmişi gördü. O yabancı yerine o fotoğraftaki ben olmalıydım diye düşündü ama sesini çıkarmaya hakkı yoktu.

Adam kahvesini bitirdi ve artık gitmesi gerektiğini söyledi. Birbirlerine son kez sımsıkı sarıldılar. Buruk ses tonlarıyla, birbirlerine arada görüşelim diye yalan söylediler. İkisi de bir daha ne zaman karşılacaklarını bilmiyorlardı. Adam merdivenlerden indi ve gitti. Kadın odasına gidip ev hediyesi olarak aldığı vazonun içinden eski fotoğrafları ortaya döktü. Dayanamadı balkona çıkıp seslenmek istedi. Balkona çıktığında adam çoktan arabayla köşeyi dönmüştü.

Adam geçen yıl boşandığını, onu sevmekten hiç vazgeçmediğini ve bu şehre sırf onun için geldiğini söyleseydi. Kadın da arkadaşıyla çektirdiği fotoğrafı sevgilisi diye göstermeseydi belki de şu an ikinci kahveyi içiyorlardı.

Birbirlerini yıllar sonra ilk ve son görüşleri oldu. Adam kızını da alıp yurtdışına yerleşti. Kadın hala köşeyi dönmeden ona yetişebilseydi ne olurdu onu düşünüyor.

Beklenmeyen Misafir

Suyun kaynamasını beklerken bir yandan da elindeki dergiyi karıştırıyordu. Zil çaldığı anda yerinden irkildi. Kapının dürbününden baktığında yüzü kireç gibi oldu. Nereden bakarsa baksın o çift gözü her yerde tanırdı. Kapıyı açmadan önce karşısındaki aynaya baktı ve tokasının arasından çıkan saçlarını düzenledi.

Sanki onu bekliyormuş edasıyla kapıyı açıp hoşgeldin dedi. Gelebilir miyim diye sorduktan sonra sorusunun cevabını almadan çoktan ayakkabısını çıkartmaya başladı. mutfağa geçerken kendime kahve yapıyordum, sen de ister misin diye seslendi. Evet, ama üçü bir arada olsun diye ekledi.

Adam salona şöyle bir göz gezdirdi. Kendinden izler aradığı o kadar belliydi ki dayanamayıp sordu.

-Şu köşede ev hediyesi olarak aldığım vazo yok muydu?

Elinde iki fincanla salona girerken;  komşunun kızı kırdı diye cevap verdi.

-Kapıyı başkasının açacağını tahmin ediyordum. Seni beklemiyordum. Taşınmış olacağını düşünüyordum.

-Evimi hep sevmişimdir bilirsin.

Neden burada olduğunu sormak istiyor ama bir türlü kelimelere dökemiyordu. Bu şehirde, bu evde, şu an onun salonunda ne arıyordu. Adam, kadının aklından geçenleri az çok tahmin ediyordu. Kadın kadar heyecanlıydı ama rahat davranıyordu. Birkaç iş görüşmem var, dün geldim. Yolumda buradan geçince bakmak istedim dedi.

Kadın kahvesinden bir yudum aldı. Gözlerini ondan uzak tutmaya çalışsa da başaralı olamıyordu. Saçlarını artık eskisi gibi taramadığını fark etti. Gözleri de çok yorgundu. Onu incelerken aslında bir zamanlar onu ne kadar çok sevdiğini hatırladı. Ne zamandan beri üçü bir arada içtiğini, saçlarını ne zamandır böyle taradığını, kravatanı ne zamandır çizgili kullandığını sormak istedi.

-Sen nasılsın? Neler yapıyorsun? diye sordu adam.

-Eski işimden ayrıldım. Kendime daha çok vakit ayırabileceğim daha iyi bir yere başladım.

-Orası zaten seni çok yoruyordu. Senin için doğru bir karar olmuş.

-Zamanla her şeyi fark ediyorsun.

Adam sustu. Kadın devam etti.

-Sahi bir kızın olmuş. Tebrik ederim.

-Teşekkür ederim. Çok çabuk büyüyorlar, kocaman oldu. Seni ne zaman evlendiriyoruz?

Kadın daha birinci düğümü çözememişken ikincisi daha ağır geldi. Yok diyemedi. Senden sonra hayatıma doğru düzgün hiçbir adam giremedi. Senden sonra kollarımın arasında kimseyi büyütemedim. Hiç kimseye sana baktığım gibi bakamadım diyemedi. Bunları çoktan aşacak yıllar girmişti araya. Gözlerinin dolmaması için tanrıya dua ederken, evlenmeyi hala düşünmüyorum ama hayatımda biri var. Böyle çok mutluyuz dedi.

Sanki yıllar önce bu kapıdan çıkıp giden o değilmiş gibi şimdi geçerken uğradığında her şeyin bıraktığı gibi olmasını bekliyordu. Kadın zamanın tüm gücünden yararlanmış ve dimdik ayaktaydı. Yıllar önce gelmiş olsa bu kadar kararlı karşısında duramazdı. Gözyaşlarına çoktan boğulur, bunu bize neden yaptın diye sorardı. Hatta onu bırakmaması için yalvarabilirdi.

Kadın ayağa kalkıp çekmeceden bir albüm getirdi. İşte bu. Belki zamanla beni evliliğe ikna eder dedi. Adam fotoğrafa baktı. Yabancının kollarındaki kadının gülümseyişini, dudak kenarındaki gamzesini, gözlerindeki geçmişi gördü. O yabancı yerine o fotoğraftaki ben olmalıydım diye düşündü ama sesini çıkarmaya hakkı yoktu.

Adam kahvesini bitirdi ve artık gitmesi gerektiğini söyledi. Birbirlerine son kez sımsıkı sarıldılar. Buruk ses tonlarıyla, birbirlerine arada görüşelim diye yalan söylediler. İkisi de bir daha ne zaman karşılacaklarını bilmiyorlardı. Adam merdivenlerden indi ve gitti. Kadın odasına gidip ev hediyesi olarak aldığı vazonun içinden eski fotoğrafları ortaya döktü. Dayanamadı balkona çıkıp seslenmek istedi. Balkona çıktığında adam çoktan arabayla köşeyi dönmüştü.

Adam geçen yıl boşandığını, onu sevmekten hiç vazgeçmediğini ve bu şehre sırf onun için geldiğini söyleseydi. Kadın da arkadaşıyla çektirdiği fotoğrafı sevgilisi diye göstermeseydi belki de şu an ikinci kahveyi içiyorlardı.

Birbirlerini yıllar sonra ilk ve son görüşleri oldu. Adam kızını da alıp yurtdışına yerleşti. Kadın hala köşeyi dönmeden ona yetişebilseydi ne olurdu onu düşünüyor.