Sabah Güncesi

Günler çok çabuk kararıyor, tıpkı içimiz gibi. Hangi ara pencereyi araladık, hangi ara perdeyi kapadık belli değil. Bir de artık yağmur yağmaya başlayınca kapanan havalarla beraber; ne olduğunu anlamadan günler birbirini kovalayıp gidiyor.

Kapalı havaları hiç sevemedim. Çıksan mı çıkmasan mı, kalksan mı kalkmasan mı, film mi izlesen, sıcak çikolata mı içsen ne yapsan da bu sıkıntı geçse bir türlü bilemiyorum. İçim sıkıldığı için mi hava kararıyor yoksa hava karardığı için mi içim sıkılıyor kestiremiyorum. Her ne haltsa şu an hava soğuk ve iri iri yağmur damlaları cama çarpıyor. Tam olarak bu havalarda insan hiçbir şey yapmamalı. Bir film seçmeli; film inerken o sırada bütün abur cuburlarını hazırlamalı ve sonra battaniyenin içine girip filmi izlemeli. Hatta sonra bir tane daha, bir  tane daha, belki bir tane daha…Bu havalar film izlenmelik, sessiz kalmalık havalar. Yani en azından benim için öyle, sizin için de öyle olmalı.

Sabahın köründe uyandığım için kendime sinirlenirken blogları bari okuyayım dedim. Az önce çok garip bir şey oldu. Yazının bu paragrafından sonra ara vermiş birkaç arkadaşımın blogunu okurken birinde kaldım. Bu benim, benden bahsediyor, oha benim lan o arayan, oyy dağlar ne günlerdi diye iç geçirdim. Sonra yazıyı baştan sona okudum. Çok aylar önceydi, yaklaşık 18 ay önce kadardı. Uyku problemim almış başını gitmiş, günlerce uyumuyorum, ne yapsam ne etsem kafayı yeme noktasındayım. Cenin pozisyonuna geçmiş yatakta hüngür hüngür ağlıyorum.

Önce zırlamayı kesmem, sonra sakinleşmem, sonra gözlerimi yummam ve farklı şeylere odaklanmam gerektiğinin bilincindeydim. Baktım sakinleşemiyorum, aldım elime telefonu. Gecenin o saatinde hiç tereddüt etmeden rehberdeki bir numarayı aradım. Bir çaldı açan yok, iki çaldı, üç derken panikle uyandırdım mı diye sordum. Yarın sabah işe gideceğine göre uyumuş olması da çok muhtemeldi. Uyandırmıştım ama onun için önemi yoktu. Ağzımdan kelimeleri zorla çıkartıyordum; konuşacak enerjim de isteğim de yoktu. Anladı. Zaten her şeyi az çok bildiği için hiçbir soru sormadı. Kitap okur musun diye ben sordum. Daha soruyu sorarken çok emindim, okuyacağından ve beni sakinleştireceğinden. İşte bu his çok güzel bir histi. Rastgele kitaplığından bir kitap seçti ve gecenin o saatinde sayfaları okumaya başladı. O kadar çok okudu ki kitabın adı neymiş yahu diye sordum. Gecenin o saatinde rastgele seçtiği kitabın onun ve benim hayatımla ilgili ne kadar da benzer şeyleri söylediğini görünce duraksadık ve vay be diye içimizden geçirdik. Biliyorum. Sayfalar sayfalar sonra sakinleşmiş ve gözlerimi kapatabilecek kadar dikkatimi dağıtmıştım. Teşekkür ettim ve o günlerce uykusuzluğun verdiği yorgunlukla çok tatlı bir uyku geçirdim.

Olaydan çok sonra ktiabı aldım ve okudum. İtiraf etmeliyim ki o gece onun okuması kadar etkileyici değildi. Ya da aylar sonra okuduğum için artık orada yazan her cümlenin bilincinde olduğum için o gece gibi etkilemedi. Tabi yazarın diğer kitaplarından oldukça etkilendiğimi belirtmeliyim. O arkadaşım da 1 ay önce kaleme aldığı yazıda kitabı ve yazarı anlatırken bu olaya değinmiş. Okurken gülümsedim. Belki kötü günler, belki kötü geceler geçiriyor olabilirdim ama yanımda iyiki diyebileceğim insanlar vardı.

İşte bir sabahı da blog okuyarak öğle vakti haline getirdim. Birazdan ekmek alır ve güzel bir kahvaltı yaparım. Kahvaltı çok sıkıcı ama kahvaltısız sabahlar çok anlamsız. Bu arada yağmur durdu ve sahte bir güneş açtı.

Çay isteyen var mıydı?

Çay içmeyen insanlar da çok sıkıcı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir