Kütahya Kent Tarihi Müzesi

Germiyan sokakta gezinirken diğer sokağa geçtiğimizde birden bir kapı açıldı ve beklenmedik bir ilgi ile müzeye davet edildik. Kütahya tarihi müzesi olduğunu öğrenince hemen girelim dedik. İlk başta en üst kattan gezmemizi isteyen Feride Hanım’ın dediklerine uyduk ve tarihin sayfalarını koklayacağımızdan habersiz konağın 3. katına çıktık.

Kata çıkar çıkmaz Kütahya’nın sosyal hayatı karşıma geldi. Kadınların ve adamların eski dönemden beri ne giydiklerinden, Kütahya’nın yemeklerine kadar oldukça çok hoş şeyler hazırlanmış. Hele bir de mankenler vardı ki sormayın. Gelin odası, baş odası, kına odası gibi geçmişin örnekleri canlı kanlı karşınızda duruyor gibi hissediyorsunuz.

Hepsini zevkle izledikten sonra alt kata iniyorsunuz ve Kütahya’daki meslekler karşınıza geliyor. Her odaya heyecanla girmek istiyorsunuz. En güzeli de bazı müzelerdeki gibi fotoğraf çekme yasağı yok. İstediğiniz kadar fotoğraf çekebilirsiniz.

Biz sanırım baya oyalandık üst katlarda. Yani o kadar güzeldi ki oyalanmamak imkansız. En alt kata indiğimizde Feride Hanım ve Mustafa Bey yine bizi büyük bir ilgiyle bizi karşıladılar ve alt kısımları gezdirdiler. Öncelikle fotoğraf odasında eski fotoğraflara baktık. Ki bu odanın güzelliği her fotoğrafa dokunduğunuzda ters dönüyor ve yeni hali karşınıza geliyor.

Daha sonra Feride Hanım panolardan önümüze sırayla bilgileri çekti ve anlatmaya başladı. Öyle güzel anlatıyor ki onun tadını çıkartmak için not almak bile istemiyorsunuz. Sadece o güzel ve vurgulu anlatımın keyfini sürmek istiyorsunuz. Feride Hanım’ın sunumları sırasında kendisinin müzeyi nasıl benimsediğini ve anlattıklarını nasıl yüreğinden akıttığınızı anlamak hiç zor olmuyor. İlle de ben çok odunum anlamam yahu öyle şeylerden diyorsanız gözlerinin içine iyice bakın, her kelimede o parıltıyı hissedeceksiniz.

Mustafa Bey ile paslaşarak ve sorduğumuz sorulara hiç sıkılmadan yanıt vererek bizi kendilerine hayran bıraktılar. Mustafa Bey müzenin 3 aylık güvenliği olmasına rağmen tarihi kendisine çok yakın hissetmesinden dolayı rehber kadar bilgiliydi. Hatta birçok müze rehberinden oldukça çok daha iyiydi. Feride Hanım’a çok saygı duyduğu ve örnek aldığı her cümlesinden belliydi.

Bahçedeki çinilileri de gösterdikten sonra ayak üzeri sohbet ettikten sonra çay ikram ettiler ve müzenin önündeki banklara geçtik. İşte tam o sırada bankın yanında yaşayan ninemiz ile de öyle tanıştık. Feride Hanım nine keyif çayın diye seslenirken 75 yaşında olan; bir o kadar genç ama bir o kadar da yorgun bakan o çift göz ile tanıştık. Oğlunu kaybettiğini, arada sırada torunun geldiğini ve artık o sokak civarında yaşayan sadece kendisinin olduğunu anlattı. Kışları soğuk oluyormuş evi sobalı olduğu için kışları torununa gidiyormuş. Öyle yalnız ki buralar biri öldürmeye kalksa çığlıklarımı kimse duymaz dedi.

Eski Kütahya’yı anlattı; önceden hiçbir kötülük olmadığını hatta şu an bile çok fazla olmadığına değindi. Yaşanan kötü şeylerinde yerlilerin değil dışarıdan gelenlerin yaptığını söyledi. O sırada yalnızlığın üzerine komşuluktan bahsetti. Komşuluk her geçen gün anlamını yitiriyor ama bu gençler öyle sahip çıktılar ki aile gibi olduk dedi. Gerçekten de bir aile gibiydiler. Feride Hanım ise günde 8-9 saat orada olduklarını yeri geldiği zaman ailelerinden daha çok birbirlerini gördüklerini ve aslında gerçekten evleri gibi olduğunu söyledi.

İmrenilecek bir müze ortamı vardı. Müzenin en ufak bir noktasında toz görmemem bile beni çok mutlu etti.  O müzeye adım atmadan önce Kütahya’nın bu kadar büyük bir kültüre sahip olacağını beklemiyordum. Evet, her yerde geçmişin izleri vardı ama aslında bu izlerden bu kadar çok etkileneceğimi beklemiyordum.

Çaylarımızı içtikten sonra teknik bir servis geldi. Feride Hanım’ın gezdiremediği Mustafa Bey’in gezdirdiği yan konağa geçtik. Özellikle biz hatunlar için incik boncuk ne ararsanız el yapımı, çok değerli şeyler mevcuttu. Özellikle taşlar çok etkileyiciydi. Tabi her zamanki gibi benim gözümü akik aldı. Bu arada bu kısımdaki incik, boncuk, gümüşler, taşlar, manyetikler satın alınabiliyor. Hepsi de genç kızların elleriyle yapılıyor.

Aynı zamanda burada yüzyıldan eski olan ve hala çalışan bir piyano mevcuttu. Tuşlara basmanıza bile izin veriliyor. Kafanızı biraz içine sokarak da nasıl çalıştığını gözlemleyebiliyorsunuz. Bir de bu önceki zamanlarda açık hava gösterimi yapılırken bu beyaz perdede hani, işte onun neyi vardı ya bak adını unuttum. Neyse ki fotoğraflar neyi demek istediğimi size çok net açıklayacaktır.

Bir de burada Kütahya arşivi olan bir oda mevcut. Kütahya’ya dair ne ararsanız hepsi o odada var. Gazeteler, dergiler, kitaplar, yazılanlar, çizilenler… Tam sayısını hatırlayamamakla beraber Kütahya’nın geçmiş tarihlerinden oluşan albümler mevcuttu. Tek tek açarak hepsini inceleyebiliyorsunuz.

Ahh demeyi unuttum bir de bu müzenin çok güzel bir düşüncelerinizi ifade edebilmek için bir alanı var. Küçük kağıtlara ziyarete gelen insanlar müzeden çıkarken düşüncelerini yazıp oraya yapıştırıyor. Biz de elbette düşüncelerimizi yazıp yapıştırdık. 2 yıllık bir müze olmasına rağmen çok fazla ziyaretçiye de sahip. Eğer olur da yolunuz Kütahya’ya düşerse kesinlikle ilk önce gezmeniz gereken müzelerden biri. Hatta sırf görmek amacıyla özel olarak bile yolunuz düşmüyorsa bile düşürülebilir.

Bizim göremediğimiz ve gezemediğimiz o kadar çok yer kaldı ki hepsi artık bir gün yolumuz düşse de hepsini gezsek diye düşündük. Hele ki Aizanoi Antik Kenti göremediğimiz için çok üzgünüm.

Özellikle Feride Hanım’a daha sonra Mustafa Bey’e ilgileri için çok teşekkür ederiz.

 

Fotoğraflar:

Kütahya Kent Tarihi Müzesi” için bir yorum

  1. insan biraz bizi düşünür ve daha fazla fotoğraf çeker 😀
    rabbena hep bana olmuyor böyle 😀

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir