Kendi hikayemizin kahramanıydık.

İlk defa bazı şeylerin hiç değişmesini istemiyorum. Hoş değişmesine karşı değilim elbette değişebilir. Ancak bir değişim olacaksa bu değişimin daha da güçlenmiş bağlarla gerçekleşmesini isterim.

Bu hikayenin başını biz yazmadık. O ilk tanışmamızı hiç kabul etmemiş saydık. Sanki başka hikayelerin içerisinde birbirimizin hikayesini arıyorduk. Tamam, kabul ediyorum. O değil, benden bahsediyoruz burada. Düşünürsek kimin olduğu çok da önemli değil çünkü en çok onun için zor olan bu aşılması gereken başlangıç ikimizi de dönem dönem içine çekiyor.

Her şey bir yolculuk öncesi ağlayan ağacın altında net konuşmalarımızla şekillenip yolculuk sonrası havaalanında çiçeklerle beni karşılamasıyla başladı diyebiliriz. Bizim literatürümüzde yağmurlu bir Haziran gününe tekabül eden o gün; hayatımın ilk defa bu kadar anlamlı olmasını sağladı desem abartmış olmam. Tabii ki o zamanlar ben bu duygu ve düşüncelerimden çok daha uzaklarda olduğumu söyleyebilirim. Ama çok geçmeden hepsini yaşayarak hissettim. Sonra da durdum ve kendime sormaya başladım. Bir insan, başka bir insanı nasıl bu kadar çok sevebilir ki? Nasıl bir doğa olayı bunu mümkün kılıyor ve o atom çarpışmalarıyla hassas bir bölge elde ediyoruz?

Düşünsenize; hayatınızda bir adam istemiyorsunuz. Yani hani derler ya hayatımın adamını arıyorum diye. Böyle bir arama derdinde değilsiniz ki bunun için çok fazla uygulama kullanan arkadaşlarım mevcut. Çeşitli tanışma uygulamalarıyla hayatının aşkını bulan ya da bulduğunu düşünen tanıdıklarım da mevcut. Ama bu farklı. Çünkü bütün imkansızlığıyla gözlerimi kapattığımda oradaydı.

İnsan nasıl hayır diyebilir ki? Hem de bütün hayatını tamamen değiştirmek zorunda kalacak olmasına rağmen bir kadın nasıl hayır diyebilir aşka? Sizi bilemem. Ben diyemiyorum ve sizin de diyemeyeceğinizi biliyorum. Bizler bir aşk için bütün gemileri yakan kadınlarız. Hatta sevdiği adama yazmamak için telefonunu bilerek bozup servise gönderen canlılardan bahsediyoruz; lütfen nasıl kaçabiliriz.  Hem onun bana ” Biz birlikte olduktan sonra her zaman bir çözüm vardır.” diye bakan gözlerine nasıl dur diyebilirim. Il y a toujours une solution bazenoyleolur.

Peki, her masalın mutlu sonu var mıdır? Kötü kalpli cadı gelip bütün büyüyü bozmaz mı? Belki zehirli elmayı prense yedirir, prenses onu kurtarmak isterken kötü kalpli cadı tarafından kazana atılır. Belki öyle olmaz.

Belki de bu masalda da gökten üç elma düşer ve üçünü de paylaşarak birlikte yeriz.

Amasra elmasını seviyorum, bir de yeşil elma.

Ona göre gökten düşürelim artık şu elmaları lütfen.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir