Kahve krizi

Bazen çıldırmamak elde değil.

Yani genel olarak çıldırmamak elde değil. Kahvesiz kaldığım günler bu çıldırma hali artarak yükseliyor. İşte bugün de benim için o günlerden biriydi.

İki gün boyunca french pressimi koyduğum yerde kahve lekeleri oluşuyordu. Ben de heralde bir şekilde döküyorum ve fark etmiyorum diye düşünüyordum ama dün o hazin sonuçla karşılaştım. Karşılaşmaz olaydım..
French pressim çatlamış.

Gördüğüm gibi çöpe attım. Zaten tadındaki buruklukten bir şeylerin ters gittiğini anlamam gerekiyordu. Ben gidip Almanyalardan güzel kahveler alayım, makine ise beni terk etsin. Öyle bir mutsuzluk geldi üstüme.
Bu arada geçen hafta internetten bir kahve aracı sipariş etmiştim. En sert espressoları yapmak için birebir oluyor ama daha eve ulaşmadı. Hayır anlamıyorum yani. Şu an yazdığım bilgisayar ile aynı anda sipariş ettim. Hatta aynı sipariş sepetiydi ama bilgisayar geldi, eski bile ama kahve makinemden ses yok. Şu anda beklemek daha da çekilmez bir hal aldı. Zaten yeni bir şey aldığımda evdeki otomatik olarak arızalanıyor. Bilgisayar da öyle olmuştu. Bu eskilerin girdiği tripleri gerçekten anlamıyorum.

Bugün de güne kahvesiz başlayıp ofisten eve döndükten sonra kendimi bir türlü çalışmaya hazır hissetmedim. Zaten kahvesiz çalışmak imkansızken hem kahvesiz hem de soğuk havada çalışmak gerçekten korkunç bir hal alıyor. Ben de bu duruma dur demek için aldım elime laptobu evin altındaki restauranta indim. Double expresso ile geç kalmış bir şekilde güne başlamaya karar verdim.

Hayır zaten devamlı cafeye gidip ders çalışan bir çift olarak bu hafta tek başıma gidip verimli çalışmayı sağlayamadığım için evde çalışmayı denemek istiyordum ama bu da ne mümkün.
Soğuk havalardan nefret ediyorum. Bütün hayat enerjimi sömürüyor. Çok sıcaktan da nefret ediyorum aslında. Ben tamHaziran kadınıyım. Ne öyle bunaltan sıcak, ne o öyle soğuk havalar. Hem bu aşkta Mayıs’ta filizlenip Haziran da meyve vermedi mi?

Kış mevsiminden bu kadar nefret ederken Strazburg’ta yaşamak da çok komik oluyor gerçekten. Zaten bir iki ayı çıkardığın zaman bütün bir yıl soğuk bir şekilde geçiriyoruz. 2 aylık günlük güneşlik sezon için 10 ay üşümeyi göze alıyoruz. Tamam iyi yanları da yok değil. Mesele geçen hafta Noel hazırlıkları şehrin her yanında başladı. 15 gün sonra da Noel pazarı açılışını yapacak. Hem bu güzel şölen için seviniyor hem de biraz tedirginlik duyuyorum. Tam merkezinde geceleri uyurken evim çok sessizken, Noel pazarından sonra durum ne olacak bilemiyorum. Diliyorum ki aynı sessizliği ve sakinliği korur. Gece çıldırıp başlarım ulan noelinize çalışıyoruz burada diye terlik fırlatmam umarım.
Sevgilimi çok özledim. Mesailerimiz ters düştü ve 1 haftadır doğru düzgün vakit geçiremiyoruz. Bu yüzden biraz huysuz ve mutsuzum. Akşamları da çok yorgun oluyor, direkt uyuyorum. İlişkimizin bu çalışma evresi ne kadar özlem dolu oldu. Gün içerisinde birbirimize mesajlar atar olduk.

Acaba eve çıkmadan bir double daha mı içsem? Yok, Tuğba. Abartma.

Fransız makalalere gömülüp yarına bir sunum hazırlamam gerektiğini düşünürsek bence birkaç double expresso ile anlaşabiliriz diye düşünüyorum.

Yanılıyor muyum?
Ben de öyle düşünmüştüm.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.