Ayrılığın Çayı Taştı

<a href="http://www.youtube.com/watch?v=AhH24I4mSpk?hl=en"><img src="https://i1.wp.com/www.bazenoyleolur.com/wp-content/plugins/images/play-tub.png?w=1040" alt="Play" style="border:0px;" data-recalc-dims="1" /></a>

Mesela ben bundan kaç ay önceydi şu an kestiremiyorum ama çok aylar önceydi. Böyle 1 yıl desen değil az desen değil ne bileyim pek önemi de yok artık. Yani elbette düne kadar önemliydi ama sonuç olarak bugündeyiz ve bugün önemli değil. Bu neyi değiştirir bilemiyorum ama beni çok yorduğunu söyleyebilirim. Şimdi karşıma geçip seni ne yoruyor diye sorsan vermek istesem de sana belli bir cevap veremem. Sen de bunu anlayışla karşılarsın diye umuyorum. Eğer karşılamazsan da ayıp edersin.

Demem o ki sevgili okuyucu bundan aylar önce başlayıp binbir emekle büyüttüğümüz ilişkimize nokta koyduk. Noktayı kim koydu inanın ben de bilmiyorum ama anladığım kadarıyla ilişki kendi kendisini fesh etti. İkimize de tahammül edemedi ve sonunda bizi terk etti. Belki o biraz daha emek verebilirdi belki de ben biraz daha ilgilenebilirdim. Yapmadık. Sonra doğal olarak ne oldu bilin bakalım? Çaydanlığın altını açık unutunca tüm çay taşar ya işte bizde de her şey taştı ve içecek çay kalmadı. Oysa ki keyif çayı demlemiştim. Tadına varacak son yudumuna kadar içecektik. Şimdi ise tüm çay zehir oldu. Zaten ikimiz de çayı çok sevmezdik. Ben sadece kahvaltılarda içerdim o ise kahvaltıda bile eksikliğini aramazdı.

Tüm meselemiz bu olsaydı yine her şey çözülebilirdi. Ama meselelerimiz ufak ufak dünyayı ele geçirmeye hazırdı. Hatta ben tutmasam çoktan dünyayı fethetmişlerdi. Sonra benim bu tutmalarım umursamazlıkla ve ilgisizlikle suçlandı. Halbuki ben küçük şeyleri dünya sorunu haline getirmemeyi aylar önce öğrenmiştim. Ama ona bir türlü öğretememiştim.

Beceriksizdi. Evet belki bütün gitarlarını kendisi tamir edebiliyordu, hatta bozulan ne varsa takım çantasını ortaya döküp tamir ediyordu ama konu ilişki olduğu zaman en beceriksizlerden biriydi. Tamam kabul ediyorum ben de çok becerikli bir insan değildim ama çok fazla şeyi ardımda bıraktığımı söyleyebilirim.

Şimdi biz gittik, ilişki tek kaldı. Belki tek başına bir yerlerde büyüyordur. Belki de ikimizi de özlüyordur. Belki ikimiz de ilişkimizi özlüyoruzdur. Hatta birbirimizi özlüyoruzdur. Ama sonra ben hatırlıyorum birkaç şey. Yılbaşını aklımdan kovuyorum, diğer önemli günlerim geliyor,  önemli çalışmalarım, doğum günüm, sınav günüm ve hatta mezuniyet balom… Sonrası böyle içimde bir burukluk, kırgınlık ve büyüyen bir sancı oluyor. Küfür edesim geliyor gelmişine geçmişine. Onun değil ilişkinin. Ama ne fark eder ki zaten.

Bütün 2 kişilik biletlerimi siktir ediyorum hayatımdan. Tek kişilik yerlerde bile iki kişilik açtığım kapıları kapatıyorum artık. Yorgunum ve oldukça kırgınım. Geçmiyor, biliyorum. Çünkü o sadece günü kurtarıp kendisini affettirip sonra daha çok üzmeyi başarabiliyor. En başından beri böyle değil miydi aslında? 1 sürpriz yumurtaya affedebilecek kadar aptaldım. Ya da hazırlamış olduğu 1 tosta tav olabilecek kadar unutkandım.

Çay taştı ve ocağı batırdı. Bu benim canımı çok sıkıyor. Bulaşık süngerini alıp ocağı silmem gerekiyor ama yeni oje sürdüm. Keyif çayı boğazıma dizildi ve limonlu dondurma da yiyemedim. En çok bu yüzden öfkeliyim. Günlerce bütün ekşili dondurma isteyip üçün birini aldım. Benim olayım da sadece dondurmaydı. Onun olayı ise ben yurtdışına gittiğim zaman kendisinin rahat duramayacağını bilmesiydi. Sicilinin pek temiz olmadığını en iyi kendisi biliyordu. Çok yıkayıp paklamış ama lekeler duruyordu. Hep reddeder çünkü bay mükemmel olmak bunu gerektirir. Hep şikayet eder çünkü mükemmel olmak bir şeylerden hoşnut olmamaktır.

Şimdi herkes kendince kendi yolunda. Ama iyi ama kötü. Çünkü limonlu – vanilyalı dondurma gibi çok şey kenara itildi bu ilişkide ama en çok onlar hak ediyordu sevgiyi. Ben sevdim, tek başıma. Sonra babama laf arasında, “Baba biliyor musun kaç akşamdır canım limonlu dondurma istiyor.” dedim. Aradan 10 dakika geçti babam balkona çağırdı ve gittiğimde ne vardı biliyor musunuz? Limonlu – vanilyalı dondurma. Çünkü gerçek sevgi böyle bir şeydir.

Gözümden iki damla yaş süzüldü. Birkaç kaşık yiyebildim sadece.

Bu da senin bedelin Tuğbacığım dedim.

Ayrılığın Çayı Taştı” için 6 yorum

  1. Seni değiştirmeye kalkmıyorum. Kendimi de. Sadece geçen her saniyenin beni tükettiğini görmeni istiyorum hepsi bu. Benim tükenmem demek senin pişmanlığın demek. Bunun başka bir açıklaması yok, pişmanlık pişmanlıktır. Geleceğinde geriye dönüp baktığında “Neden fırsatım varken ilk otobüse atlayıp, yolda endişelerimle başbaşa fakat heyecanlı bir şekilde ona gitmedim!?” dediğinde gözlerindeki o acının yoğrulmuş ve şekillendirilmiş halini yıllardır yaşıyorum. Ve bunu pazarlayıp kendime yeni pazarlar elde ediyorum, sen yokken yaşamımı bununla sürdürüyorum.

    1. İyi bir noktaya değinmişsin ama dedim ya çay çoktan taştı ve dibinde çok az su kaldı. Dibinde kalan hiçbir şeyi sevmiyorum, lezzetli olmuyor. Çay da keyif çayıydı. Bu yüzden insanın ağzına böyle bir çayı koyası gelmiyor. Sen kendi deyiminle tükendin ve bittin ama ben pişmanlığın son raddesine kadar gidiyorum. O noktadan sonra pişmanlığa yer kalmıyor. Bunu kendine edinmelisin, sabrını son ana kadar sınayıp sonra tükenmeye yüz tutabilirsin. Çünkü ne yaparsan yap hangi yoldan gidersen git sonunda hayat kıçına tekmeyi basacaktır. En azından içine buz tut.

  2. O hikayedeki lavuk benim. Hakkımda yapılan suçlama ve yakıştırmaları kabul etmiyorum. Çernobil boykotumdan ötürü yıllardır çay içmem. Buzlukta da iki kup dondurma vardı böğürtlenli diye yemedi. Blogger kafası değişik. Ben de açtım blog ama gülerler diye utanıyorum bir şey yazmıyorum şimdilik. Tüm okuyuculara sevgi ve selamlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.