1 Saat

daktilo

20:17

Haberleri izliyorum, zaman geçsin diye. Geçmiyor.

Yazılarımı daktilo sesine sahip olan programda yazıyorum. Tuşlara basarken çıkardığı sese bayılıyorum, hele ki entera basarken çıkardığı ses beni öldürüyor. Yani öldürüyor dediysem aldığım hazdan. Öyle yani, çoğu zaman. Hatta size programdaki görüntüsünün capsini alacağım. Yazının bitmesini bekliyorum.

İnsan daha yeni başladığı şeyin bitmesini bu kadar mı çabuk bekler? Ama öyle değil mi? Başladığımız her şey hemen bitiyor. Bitmeyen tek şey şu sıkıcı yaz günleri…

Gün resmen hiç geçmiyor, anlamıyorum. Artık gözlerimi açar açmaz maillerimi de kontrol etmiyorum. Önceden öyle miydi? Şimdi kendimi, ne yapacağını bilmeyen ipsiz sapsız olarak görüyorum. Biliyorum, öyle değil ama tatil havası işte. Dediğim gibi bana göre değil. Hem insan Ramazan ayında da hiçbir şey yapmak istemiyor.

Habere odaklandım, tatile giderken bla bla diyor. He tatil he diye trip atıyorum muhabire. Salyangozla gelen güzellik diye bir haber sıradaki, ayy böyle güzelliğin ben diye devam ettim. Hayır bir de tek seansı 250 $’mış. Tabi tek seansla da halledilmiyor hiçbir şey. Neyse; göstermeyin bana böyle haberleri, midem bulanıyor.

20:38

Kendime gerçekten çok kızgınım. Yapacak çok önemli bir işim varken neden erteliyorum bilmiyorum. Benim o kitabı bitirmem gerekiyor, bitirmem. Sıkıcı yaz günleri diye ertelemeye başladıkça bitmiyor. Bugün sevgili yazar aradı, birkaç değişiklik istedi ve o birkaç değişiklik benim 2 günlük çalışma yapmamı gerektirecek. O birkaç değişiklik beni sinir krizine sokup kafayı yedirtecek. Ama olsun, yazar mutlu olsun. Karar verdim; kitap baskıdan çıkar çıkmaz imzalı bir kitabı, kitaplığıma yerleştireceğim. Önce benim kitabı bilgisayara yazmam sonra da onları bir güzel düzenlemem gerekiyor. Yarısı bitti, yarısı da yakında bitecek. Kararlıyım.

Gündüz yazamıyorum, akşam yazayım diyorum. Gece de erkenden uykum geliyor. O yüzden bu akşamdan sonra nescafeli yoğun günlere merhaba demeye karar verdim. Böylece sabahları da erkenden uyanıp gün bitmiyor diye söylenmeye başlamam.

20:42

Söylemeden geçemeyeceğim, kendimi bloglara verdim. Sabah akşam blog okuyorum. Telefondan feedly sayesinde blog okumak o kadar keyifli oldu ki yatıp kalkıp blog okuyorum. Bazen evleniyor, bazen boşanıyor, bazen de çılgınca dünyayı dolaşıyorum. Her blogta ayrı bir havadayım, bu durum fena bir şekilde sardı beni.

Bir ara sizlere tavsiye bloglarım diye yazı hazırlayacağım ama şu an erken. Blog sahiplerini daha iyi tanıdıktan sonra yanlarına üç beş yorumlarımla önereceğim. Zaten öyle kuru kuru önerileri hiçbir türlü sevemedim.

21:17

Kargo beklemeyi ne kadar çok sevdiğimi az çok biliyorsunuz. Babamın dualarından mıdır nedir bilmem, burada yaptığım tüm alışveriş kargoları tekrar geri gönderildi. Hiçbiri tam olmadı, ya büyük geldi ya da bir sorun çıktı. Bu yüzden çok mutsuzum.

Bir de kargoların en güzeli, mektubum geldi geçen gün. Bak postacı geliyor, selam veriyor havasındaydım. Bir de yanında sıcak çikolatalar, kahveler ve çikolatalar yer almış. Hele ki müzik kutumdan hiç bahsetmiyorum. O günkü mutlu halimle yazmak isterdim ama iki kelimeyi bir araya getirecek pek fırsat bulamadım. Neyse. Şimdi ben de cevabımı yazıyorum, çok keyifli. Mektup arkadaşlığı ölmesin, çok yaşasın!

Bu arada ikimizde mektup dozajını kaçırıp destan yazıyoruz. Mektup kağıtlarımızı birbirine bağlasak adrese kadar kendisi ulaşacak resmen. Olsun, biz mektuplarımızı böyle bağrımıza bastık. Bak postacı geliyor, selam veriyor.

Şarkısız yazı ekleyince garip oldum, hiç bana göre değilmiş.

Neyse, bahsettiğim programda yazarken şöyle bir hâlde oluyor. Tık tık.

Dayanamayacağım şarkı vereceğim. Bu şarkıyı da mutlulukla dinleyin. Tık tık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir