Yağmur

Öyle karışık ki buralar, kim kime dum duma.
Nereler olacak allah aşkına, kalpten bahsediyorum tabii ki! Teslim olmak ve kaçmak arasında sıkışıp kaldığı için nefes alamıyor. Boğulmadı canım, kendisine yeni bir pencere açtı.”

Yağmur yağıyor. Şaşırtıcı değil. Her fırsatta yağmur yağıyor bu şehre. Gemide saatlerdir pencere kenarında oturuyorum. Biraz Fransızca çalışıyorum, biraz da kendimi okuyorum. Okuyorum dediysem dinliyorum. Çünkü baktım okumayı başaramıyorum, aldım karşıma kendimi; anlat dedim, ne istiyorsun? Daha ne yapmak istiyorsun? Hiç. Kocaman bir hiç.

Önceden 25 yaşına geldiğimde yapmış olmayı umduğum çok şey vardı. İnanır mısınız, bunları sınıflandırmamıştım. A yolu ve B yolu vardı. Yolda duraklayacağım mola merkezlerinden, kahve alacağım duraklara kadar her şey belliydi. Gerçekleşmemiş olmasına şaşırmadın değil mi? Çünkü hiçbir şey planlandığı gibi ilerlemez. Ama bu sefer ben şaşırdım. Şaşırmaktan ziyade hayal kırıklığına uğradım. Yalnız bu da demek değildir ki şu andan memnuniyetsizim. Aslında oldukça mutluyum, bir o kadar da tedirgin..

Kulağımda hep yarınların ezgileri, dudağımda ise geçmişin sancıları. Mutluluk ve tedirginlik arasında yudumluyorum şarabımı. 25 beklediğim gibi olmadı. Kendimi yedinci kattan boşluğa bırakmış gibi savrulmuş hissediyorum. Ne ilginçtir ki yirmi beşin bittiği gün ya da girdiğim gün hep karışıyor kafamda. Bu kavramları bir türlü netleştiremiyorum. Her neyse ne diyordum? Ne ilginçtir ki yirmi beşimin ilk dakikalarına yine bu barda bir yaz günü yağmur eşliğinde girdim. Sanırım hayatımın son dönemlerdeki özeti tek kelimeyle: yağmur.

Sanırım bir kez daha teşekkür etmeliyim yağmura. Çünkü kendime bile itiraf etmek istemesem de yazmayı çok özledim. Gece gündüz yazmak istiyorum. Hem de öyle bilgisayara değil, tam da şu anda olduğu gibi deftere yazmak istiyorum.

Eskiden annelerden gizli tutmaz mıydık günlükleri? Öfkemizi, kırgınlıklarımızı ve en önemlisi aşklarımızı saklamadık mı o süslü püslü defterlerde? Şimdi teknoloji gelişti mertlik bozuldu demek istemiyorum ama bozuldu yani. Hepimizin bildiğini birbirimizden saklamanın lüzmu yok değil mi? Ben de öyle düşünmüştüm.

Konu konuyu açtı, ben aldım başımı gittim. Hatta biraz da aklımın sokaklarında kayboldum. Bazı sokaklarda küçük bir kız çocuğuna denk geldim. Şikayet etmiyor, gözleri gülüyor ve oyun oynuyordu. Bu ben olmalıyım diye düşündüğüm sırada ben olmadığımı anladım. Kendi paralel dünyamda kaybolmak istemiyorum. Buradayım, tam da şu anda. Yağmur dinmiyor ve ben biraz korkuyorum. Bu sefer çuvallamaktan; kaybetmekten ve bir daha bulamamaktan korkuyorum. Ama buradayım, tam da şu anda. Korkulara teslim olup yitip gitmektense tercih ettiğim şu andayım!

Aşık oldum! ve bu sefer hiçbir şey kolay değil.

Ne zaman kolay oldu ki diye sorabilirsin sevgili okuyucu. Merak etme; ben de kendime sordum. Ancak bu sefer çok farklı konular mevcut. Olcak diyoruz; bu sefer çalışacak. Belki de ikimiz de buna inanmak istiyoruz. Hatta sen de inanmak isteyebilirsin. İnan lütfen.

Aşık oldum! ve bu sefer teslim oluyorum.

à l’Atlantico
4,8,16
22h17

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.