Nasıl Başladı?

Her şeyi kurguladım ettim ama bir türlü ilk yazımın nasıl olacağını kurgulamadığımı fark ettim. 2 gündür şu odada pinekleyip daha blog açılmadı, ne yapacağım ben diye kara kara düşünüyordum. Tema konusunda zaten ne kadar lanet bir insan olduğumu wordpress dünyasındaki herkes öğrendi. Onu beğenmem, bunu beğenmem, şunun şurasında bu var, bunun burasında bu var diye diye ayları yedim bitirdim ve son haftalara kaldım. Bugün hala tema seçememişken Varol’un gönderdiği temalardan bir tanesini çok sevdim. Yani şu an gördüğünüz bu temayı… Her ne kadar şu an benim heyecanımdan dolayı hiçbir düzenlenmesi, ayarlanması yapılmadan görücüye çıkmış olsa da temamız budur gençler.

Bu blogu açma nedenim diğer tüm bloglarımdan farklı olarak bir macera blogu halini alacak olmasıdır. Hala ya yola çıkamazsam diye tüm olumsuzlukları düşünsem de çok yakında yola çıkıyorum. Hatta artık bunu hayat felsefem yapıp tek bile olsam yola çıkma kararı verecek kadar tutkuyla bağlandım. Tabi tek çıkmaya niyetlenirsem annem ve babam bacaklarımı kırabileceği için yine çıkamayabilirim. 🙂

Ufak bir girizgahtan sonra bırak bu lafları da konuya gel artık Tuğba dediğinizi duyar gibiyim. Bundan aylar önce kötü günler geçiriyordum. Ne tadım ne tuzum ne de bir düzenim vardı. Hiçbir şey keyif vermiyor, hiçbir hedef belirleyemiyordum. Bunun böyle gitmeyeceğini anladığım anda kendimi tutkuyla isteyeceğim başka bir şeye bağlamam gerektiğine inandım. Eğer başka bir şeye tutkuyla bağlanabilirsem kafamı meşgul edecek kadar yoğun olabilirdim. Ne istiyorum ben diye kendimi sorgulamaya başladım. Bana yeni tat verecek ne olabilirdi diye yatakta birkaç gece pinekledim. Ölmeden önce ben ne istiyorum diye kendime sordum. Eğer bir dahaki ay ölecek olsam ne yapardım dedim. İlk seçeneğimin o zaman bile imkansız olmasından dolayı adam gibi bir istek düşündüm. Ben seyahat etmek istiyorum dedim birden.

En azından ne istediğimi anlamış ama ne yapacağımı bir türlü kestirememiştim. Sonra aklıma Mustafa ile yaptığımız ama bir türlü gerçekleştiremediğimiz planlar geldi. Mustafayla birkaç kez ilk trene atlayıp yazı mı tura mı oyunuyla gezmek istemiştik. Ama buna etkinliklerimiz ve sınavlarımız bir türlü izin vermedi. Tam yapacak olduk bu sefer de treni kaldırdılar. Halbuki o zaman için sloganımız bile hazırdı: “En kudretli karar mekanizması yazı turadır.” Sanırım bu hep içimde kalacak. Her şeyi bırakıp Mustafayla yollara düşmeliydik.

Oradan yola çıkarak yine böyle abuk sabuk şekilde planlar yapabilirim diye düşündüm. İşin ilginci ben bunların hepsini beynimde oluşturdum ama beynim bile ne olduğunu idrak edemediği için ben ne yapacağımı bir türlü kendime anlatamadım. O gün tam nereden nasıl geldiğimi bile hatırlamıyorum ama yurda geçip boğazlarım ağrıdığı için Hülya ablanın ballı ıhlamurunu içiyordum. Okan aradı evet tabi bu çok doğal, Okan beni 7/24 arıyor projelerden, seminerlerden aklımıza gelen her şeyi konuşuyorduk. Dinçer’in ve Okan’ın aramadığı günler kesin bir şey oldu diye telaşlanmaya başlıyordum. İşte yine bu konuşmalar sırasında benim kendime bile anlatamadığım beynimdeki her şey dilimin ucundan böyle kelime olarak telefona, telefondan Okan’ın kulağına aktı aktı aktı… Nefes almadan, durmadan, atlamadan her şeyi anlatıyorum. Biliyorum eğer duraksarsam her şeyi unutabilirim.

2 saat telefonda konuştuk. Neden buluşmadık onu da bilmiyorum ama o an telefonda her şey dökülmeye başlayınca engel olmadım. Sonra Okan çok acayip destek oldu. Her şeyi geçtim gerçekleşmesi için bana o kadar motive edici şeyler söyledi ki tutmayın küçük enişteyi diye heyecanlandım. Hatta sponsorlarla görüşme kararını bile o gün telefonda verdik.

-Okan ama bak ben insanların ağızlarını aradım, böyle şeylere sponsor olunmaz diyorlar.

-Tuğba sosyal medyadaki yerini kullanabilirsin. Tüm firmalar sosyal medyaya girmek istiyor.

-Okan ya olacak mı dersin?

-Tuğba o yola çıkacaksın.

Böyle günlerce sohbetlerimizin anateması buydu. Sonra gerçekten bu işi öğrenci usulü yapmaya karar verdim. Hatta bu konuda farklı çalışmalar yaptık. Sponsorluk görüşmesine gideceğiz ama elimizde yazılmış proje yok. Hala şu yaşımda aklımdaki şeyi projeye dökmeyi beceremiyorum. Çünkü biliyorum ki hissettiğim o enerji, o heyecan tam olarak aktarılamıyor. Yani mesela ben şu an bunları yazarken yerimde bile duramıyorum. Kalbim çok hızlı atıyor, parmaklarım klavyenin üzerinde ne yazacağımı bilmeden spontone basıyor, yanaklarım kızarıyor. İşte ben bunları projeyi yazarken nasıl aktarayım. Olmuyor işte olmuyor.

Proje konusunda yardımcı olması için hemen tabiki sevgili Gülden hocaya koştum. O sıra Mustafaların da Avrupa Birliği projeleri vardı. Gülden hoca hep bizimle uğraştı durdu. Farklı fikirler vererek projeye farklı bir bakış açısı kattı. Hatta benim kadar kendisi de çok heyecanlandı. Öyle ki verdiği bir firma ismini o kadar güzel anlatmasaydı şu an bu yazıları yazıyor olmazdım.

Ne yapmaya çalıştığımı yazdıklarımdan az çok anlamış olmalısınız. Yine de belirtmek gerekirse Türkiye’de seyehate çıkmaya çalışıyorum. Şehirlerde yaşadığım maceraları, anıları hatta kendimce yaptığım etkinlikleri size bir bir aktaracağım. Hatta biliyorum ki şu an bu yazıyı okuyan farklı şehirlerdeki okuyucularım o şehire gelince bana kesinlikle yardım etmek isteyeceklerdir. Hep beraber değişik şeylere adım atabiliriz. Yardım edersiniz değil mi?

 

Bu gece giriş yapmış bulunuyorum yarın da bu zamana kadar olan gelişmeleri hatta projenin çalınma durumunu hatta randevusuz Vodafone’un genel merkezine gidip mailiniz var macerasını anlatacağım.

 

Nasıl Başladı?” için bir yorum

  1. Ohaaaa süpeeeeeer ben her yerde olabilirim sürekli haberleşmemiz lazım 16sında Ankara’ya iniyorum sonra Isparta İstanbul ve İzmir’de bulunabilirim tarihler marihler follofoş 😀 o yüzden gün gün seni buradan takip edip yorumlar yapıp orta bi noktada da buluşucam kızım senleeee oleeeeeeey 😀

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir