İçe Döküm

Screenshot_1

Sonra bugün birçok kez düşündüm. Hatta tam da şu anda bunu sorguluyorum. Blogum kapalıyken ki neden kapalı onu bile bilmiyorum ama tek bildiğim şu an bilgisayarımın yazılabilecek herhangi bir köşesinde bunu kendime sesli dile getiriyorum. Her zaman enerji veren Lenka bile içimdeki bu sesi bastırmaya yeterli olmuyor.

Ben ne yapıyorum?

İlk defa bir an durup bu sorgulayabilecek evreye geldiğimi fark ettim. Kendime ait olmayan bu yerde bunca sessizlik neyin nesiydi? Belki bir kaçış, belki bir hasret ve belki de biraz aitlikti. Sonuç ise hüsrandı. Şimdi neresinden tutup bir şeyleri birleştirebilirim bilmiyorum. Ne kadar dağınık bırakabilirim onu da bilmiyorum. Ancak içimdeki kara delik her geçen gün büyümeye devam ediyor.

Durduramıyorum. Belki de durdurmayı denemedim.

Bilmen gerekir sevgili okuyucum, bloggerdan bozma bu yazar bozuntusu fazlaca kırılgan, oldukça sessiz ve derin. Belkilerin kıçına tekmeyi basmayı öğrendiğinden beri sadece anı yaşamayı öğrenmişti ama artık bundan da pek memnun değildi. İçindeki mutsuzluk ve monotonluk kendisini yavaş yavaş öldürüyordu. Farkındaydı ama bir şey yapmak elinden ya da içinden gelmiyordu. Kaybediyordu, göz göre göre kendisini evinden uzak bilmediği arka sokaklarda yalnız bırakıyordu.

Bir gün çok özlediğim biri karşıma geçip; “İyi olmayı bırak, iyiymiş gibi görünmekten vazgeç. Güç dediğimiz gözyaşlarımızı saklamak değil. Bırak ne istiyorsan onu yap.” demişti ve elimdeki şarap kadehini alıp “Artık bunu sevmediğini biliyorum.” diye eklemişti. En azından ben öyle olduğunu düşünmek istemiştim. Şimdi de öyle düşünmeyi seviyorum.

Yeni bir başlangıç için belki de tüm köprüleri yıkmak gerekiyor. Kendimi ait hissetmediğim başka bir yerde daha az tatsız bir yaşam. Ben öyle ummak istiyorum. Siz de benim yerime dileyin. Yarın yine aynı gün olacak. Bunu sevmedim.

 

Taslaklarda Debelenenlerden
Sizden gizlim saklım yok sonuçta. 
Bunlar da yaşıyor, buralarda. 

Not: Fotoğraf yap-poz.com’dan Onur’a aittir.

 

Siu!

İçe Döküm” için 4 yorum

  1. Merhaba,
    Twitter’da 12 bine yakın takipçisi olup da nasıl olur blogundaki yazılarında yorum olmaz diye düşünüp durdum. Sonra dedim ki bazen böyle de olabiliyormuş demek ki 🙂
    Blogunu beğendim çok ferah fakat yazılarını aynı ferahlığı göremedim 🙁
    En güzelini yapmışsın bence hiçbir şey taslaklarda kalmamalı.. Umarım her şey gönlünce olur.
    ”İçindeki mutsuzluk ve monotonluk kendisini yavaş yavaş öldürüyordu. Farkındaydı ama bir şey yapmak elinden ya da içinden gelmiyordu.” Son zamanlarda sanırım herkes hemen hemen aynı modda.
    Şimdilik Bloglovin’den takibe aldım. En kısa zaman da geniş geniş yazdıklarını okumak istiyorum. Ara ara gelir yazarım işte 🙂

    1. Twitterdaki okuyucularımı bazen satın mı aldım acaba diye sormadan kendime edemiyorum. Soru soruyorum favlıyorlar, günaydın diyorum rtliyorlar ama cevap vermiyorlar. Sanırım vaktiyle menşınlara cevap vermediğim için görünmez olmaya karar verdiler. 🙂 Blogta da aynı şekilde okuyup yorum yapmıyorlar. 🙂

  2. Hangimiz zaman zaman kendimizi bu denli karamsar ve kötü hissetmiyoruz. Ait olmadığımız bir yerde mutsuz olduğumuzu düşünmüyoruz ki. Yazının başlığına bayıldım. İçe Döküm. Çok güzel olmuş.

    Bloğunu takip listeme ekliyorum. Bana da beklerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.