Geçmişe Yolculuk

mektup

Çok zaman geçmiş olabilir. Üzerini bir toz birikintisi kaplamış olabilir. Hatta o ilk aldığın anı hiç hatırlamamış bile olabilirsin. Sonra biraz hafızanı zorlayınca iç çekerek okumaya başlarsın.

Geçen gün odamı yerleştirirken elime geçen küçük notlarımı ve mektuplarımı haftasonu göz gezdiririm diyerek el altına bir yere koymuştum. Bugün de hepsini avcumun içine aldım. Çok eskilerden günümüze doğru şöyle bir göz gezdirdim. Çok keyifli olanları da vardı, çok hüzünlü olanları da… Bazılarını ayıkladım.

Hatırlamak istemediğimiz şeyleri çok güzel bastırabiliyoruz; bunu hepimiz iyi biliyoruz. Evet, çoğu şey ayaklarımıza dolanıyor ama geçmişte içimizi sızlatan çoğu şey gelecekte tebessümle anılabiliyor. Bugün bir kez daha yaşadım. Hazır sonbahara girmişken ben de ne varsa geçmişimde şöyle bir dökeyim dedim.

Bizim dönemimizde derste mesajlaşmaktan çok notlaşmak vardı. Öğretmene ve bir başkasına yakalanma korkusuyla yazılan o hareretli notlar şimdi nasıl da sevimli geliyor gözüme. Mesajlaşmak da neymiş dedirtiyor insana. Elden ele uzatırken “ya notu okursa” korkusunu yaşarken yine de sahibine ulaştırmaları için sevimli ve endişeli gözlerle bakardık.

Başka bir zarfı açtım.

“Avustralya’dan açıklıyorum. Ehh yetti be geliyorum. Hatta mektuptan önce geleceğim. Birazdan. Az sonra.”

Başka bir zarfı açtım.

“Berlin’i sevebilirdim ama ruhumuz Frankfurt diyor.”

Başka bir zarf.

“Seni özlüyorum. Çinli ev arkadaşım ile bu yüzden anlaşamıyoruz.”

Başka bir zarf.

“Bir gün kartpostal göndereceğim aklıma gelmezdi. Bu kartpostal en kırmızısından ve en huzurlu Paris’inden sana geliyor. Senin ruhunu bu şehir tamamlayacak biliyorum.”

Devam ediyorum.

“Yazmadım diye şikayet ediyormuşsun haberlerini alıyorum. Sınavlarım çok fazla. Haftaya Prag, Yunanistan ve sonra yanındayım. Sevdiğin sütlü çikolatayla geliyorum. Kahvaltıyı hazırla.”

Daha fazla devam edemedim. Demetin arasından sarı bir kâğıt dikkatimi çekti. Hemen hatırladım. Birkaç yıl önceydi. Gözlerimi açtım, kimse yok odada. Hava kapalı ve oldukça huzursuz günlerdi. Masadaki bilgisayara uzandım ve yine uyanır uyanmaz film izlemeye başlayacaktım. Ancak bilgisayarın kapağını kaldırınca bu notu bulmuştum.

Hala emin değilim ama çoğu zaman beni böyle şeylerin toparladığını düşünüyorum. Bitirdikten sonra koşup sarılmak istemiştim. Onun yerine ise yatağıma gömülüp son ses müzik açıp içimi dinlemiştim.

Çok samimiydi, içtendi ve gerçekti. Bu çok güzeldi.

Şimdi paramparça hayatlar.

Bir bakıma anlamlı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir