Çok yarım.

House bir bir bölümünde, “Sürekli seni hayal kırıklığına uğratan birini sevmek kadar kötüsü yoktur.” diyordu. Tam hatırlamıyorum ama bunun gibi bir şey söylüyordu. Hatta bölümü de aradım ama şu an bulamadım. Zaten konumuz House değildi. Hatta bir konumuz da yoktu. Sadece bunu söylemek istedim. Defalarca bizi hayal kırıklığına uğratan adamları niye seviyoruz diye sormak istedim.
Cevabını hiçbir zaman bulamadım. Belki de bulmak istemedim. Bilemiyorum. Her defasında yeniden hayal kırıklığına uğrayacağımı bile bile kapıldım bir rüzgara. Ardıma hiç bakmaya bile gerek görmedim. Kırıklıklarım en çok içime batarken hiçbir şey yapmadım. Zaten o da yapmadı. Hatta görmezden geldi.

Bir gün her şey farklı olur diye beklemekten vazgeçelim. Çünkü hiçbir şey düzelmeyecek ve hiçbir şey farklı olmayacak. Her şey tam da bildiğim gibi bıraktığım gibi devam ediyor. Her sahnesini ezberlediğim bir filmi izliyorum sanki. Bir umut anlıyor musun? “Belki bu sefer farklı olur.” cümlesini kurduracak bir umut. Ama hepsi bizim kırıntılarımızdan başka bir şey değil. Hiçbir şey değil.

Bir gün sevdiğim bir kadın, kahvesini içerken birden şöyle demişti, “Tuğba, bir şeyi olduğundan daha fazla görüp umut etme. Gördüğün kadardır; ne eksik ne de fazla.” Hemen orada itiraz ettiğimde “Gün gelecek bir gün…” demişti ve cümlesini yarım bırakmıştı. Şimdi ben o cümleyi çok rahat tamamlayabiliyorum. Bunun için sevinmeli miyim bilmiyorum. Yani altı üstü hepsi bana kaldı. Harmanlayıp harmanlayıp önüme sunuyorum. Pek bir sonuç çıkmıyor yani.

Diyorum ya ihtimaller üzerine tutunup başka hayal ettim. Olmadı. Yani olmuyordu da. Bilinen bir şey. Sadece onun dediği gibi fazla gördüm, olduğundan daha fazla görmek istedim. Sonra hepsi elimde kaldı. Şimdi gidebilirim.

Yazıya devam etmeyeceğim.

Sonra da etmeyeceğim.

Mutlu kalın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir