Beğenmedim: Aşk Kırmızı

Pilavcı Baba’da otururken hadi sinemaya gidelim diyerek izlediğimiz filmlerden biriydi. Yani 2 seçeneğe kadar düşmüştük ama en yakın seans ne yazıkki Aşk Kırmızı’ydı. Osman Sınav imzalı film için en güzel yorum Sena’dan geldi. Kesin senariste cv oluşturmak istedi. Haklıydı, yani genel olarak hayal kırıklığına uğradık.

Konu klasik olsa da daha iyi bir senaryoyla güzel işler çıkartılabilirdi. Ama bizim izlediğimiz film dramdan daha çok komediye benziyordu. Zeynep’in her cümlesinden biri kocam olunca hem biz hem de salon bu duruma çok çıldırdı. Hay ama senin kocana diye herkes bir şeyler saydırdı. İzlediğim en gürültülü dram filmiydi. Tüm salon kahkaha atarak, replikleri önceden söyleyerek, eleştirerek izledik. Kapıda beliren adamımız; elinde çiçeklerle duygusuz ve donuk bir şekilde “Bu ne güzellik ya rabbel alemin.” diyerek bir kez daha salonu kahkahalara boğdu. Replikler bir yana da kullanılan objeler çok güzeldi. Senayla devamlı sohbet ederek bak bak şu obje çok güzelmiş ya. Hayır, kırmızı tonu da çok iyi kullanılmış diyerek hep iyi yanlarına odaklanmaya çalıştık. Hele bir de filmin başlarında bir gözlük koleksiyonu vardı ki dikkatimizi pek çekti.

Onun dışında senaryodaki oturtulamayan asıl mevzu Nazlıgül’ün yaşam dramı mıydı yoksa iki kadın arasında gidip gelen tipik Türk erkeği miydi? Bunu kestirmek çok zor. Çünkü ikisine de üstün körü değiniliyor. Çok gereksiz sahneler ve çok abartı tesadüfler de söz konusuydu. Türk erkeği eski sevgilisinin profiline bakacak sonra sayfayı kapatmadan öylece bilgisayarı bırakıp duşa girecek; inanabiliyor musunuz? O sayfa kapatılır, geçmiş itinayla silinir, olası yerler bile kontrol edilir. Ama bizim adamımız karısı gelince çat diye ekranı kapatıp duşa giriyor. Kapatmak için taklalar atmıyor. Olası şey değil.

Ayrıca iki kadın karakter arasındaki zıtlıklar ve Zeynep’in bir türlü ağlamayı başaramaması da sinir bozucu bir hâl aldı. Film dönem dönem çok sıkıcı ilerledi. Hadi bitse de çıksak modunda bekledik. Kırmızıya olan tutkum, böylesine bir film ile harcanmamalıydı diye düşünüyorum. Bir de demeden geçemeyeceğim Zeynep’in Şahin ile birlikte olması en gereksiz olaylardan biriydi. Yani bize bile fazla geldi bu durum. Kimin eli, kimin cebinde belli değil diyerek aldatmayı bu kadar masumlaştırması filmin değerini gözümde daha bir düşürdü. Hiçbir ihanet yaşanılan her ne olursa olsun affedilmeyi hak etmiyordur. Ama bir ara üçlü ilişkiyi düşünerek bile kadının kendi değerini kendisinin ne kadar ezip geçtiğini gösterdi. Bu kadarı yapılmamalıydı. Filmin sonunda Nazlıgül’ün intiharıyla hayatın bu kadar düzene girmesi de hoşuma gitmedi.

Sinemada izlemenizi tavsiye etmiyorum; korsana evet.

<a href="http://www.youtube.com/watch?v=yyXzUgPlCT4?hl=en"><img src="https://i1.wp.com/www.bazenoyleolur.com/wp-content/plugins/images/play-tub.png?w=1040" alt="Play" style="border:0px;" data-recalc-dims="1" /></a>

Hepsi bir yana Mehmet Erdem’in şarkılarını dinledik sadece. Güzeldi, iyiydi şarkılar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir